ASR-I SAÂDETTEN GÜNÜMÜZE FIKIH EL MECMÛ’UL FIKHÎ

Bismillahirrahmanirrahim Hamd, Kalplerimizi Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed'in (s.a.v.) sünneti seniyesinde birleştiren Âlemlerin Rabbi Allah'a dır (c.c.). Ehl-i Beyt’ine muhabbeti kendisine muhabbetten ayırmayan Habib-i Kibriya’ya ve Onun Ehl-i Beytine, Âl-i Abasına, Ashabına salâtu selâm olsun. İslâm’da Kur’an ve Resullulah’ın (s.a.v.) sünneti dinî hükümlerin aslî iki kaynağı ve belirleyicisidir. Kur’an’ın ifadesi ile “Ayrılığa düştüğünüz bütün konularda (doğru) hüküm Allah'a aittir.”(Şurâ:42/10). Bu ifade sadece Kur’anı değil, sünneti de kapsamaktadır. Çünkü Kur’an’ın diğer bir ifadesi ile de “Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, hiçbir mümin erkek ve mümin kadın için işlerinde tercih hakları yoktur.”(Ahzab: 33/36) Kur’an’ı anlamaya çalışmak, her Müslümanın birinci derece görevidir. Bu görevi terk eden kişi dinin en önemli kat’i emrini, hatta dinin kendisini terk etmiş olur. Kur’an’ın anlaşılmasında en doğru yol Hz. Peygamberin sünneti ve içtihatlarıdır. Çünkü Hz. Peygamberin hadisleri sünneti ve içtihatları, Kur’an’ın en doğru şekilde anlaşılmasını ve uygulanmasını sağlamıştır. Bu bakımdan hadisleri ve efendimizin sünnetini terk etmek Kur’an’ı terk etmek anlamına gelir. Bu bağlamda Hz. Peygamber dönemine bakıldığında bu ayetlerin tezahürlerinden bir-çok örnekler görülmektedir. Sahabe, Kur’an ve sünnetin ahkâmı çerçevesinde hayatlarını yeniden tanzim etmeye gayret etmiştir. Hz. Peygamber kendisine gelen vahiy ve verilen görev ile fert ve toplum hayatına doğrudan müdahale ederek, değişim ve uyum yirmi üç yıl gibi bir sürede tamamlanarak din kemâle erdirilmiştir. Tüm bu sürece bakıldığında şu görülmektedir ki sahabe vahyin doğrultusunda yaşamaya gayret etmiş, hükmünü bilmediği veya hükmünde ihtilâf ettiği hususları tefrika boyutuna taşımayıp bilakis Allah (Kur’an) ve Resulü’ne (s.a.v.) intikal ettirmiştir. Sahabe arasında meydana gelen ihtilâflar hususunda bazen konu ile ilgili ayetler nazil olmuş bazen de Hz. Peygamber ihtilâfları çözüme kavuşturmuştur. Bazı durumlarda da sahabe ile istişare etmeyi ihmal etmemiştir. Hz. Peygamber hayatta iken sahabenin kendi aralarında ve hatta Hz. Peygambere karşı farklı görüş beyanı hiçbir zaman tefrikaya yol açmamış, Müslümanlar Kur’an ve sünnetin hükmüne razı olmuşlardır. Hz. Peygamberin ihtilaflı meseleler hakkında ortaya koyduğu hükme sahabe razı olmuş ve kendi görüşlerinden de anında ve ebediyen vazgeçmişlerdir. Vahiy tamamlandıktan sonra, Hz. Peygamberin vefatı ile vahyin tefsiri mahiyetindeki sünnetin gelişi de son bulmuştur. Bilindiği gibi Müslümanlar Hz. Peygamberin vefatından sonra hilafet merkezli fikrî bir ayrılığa düşmüşlerdir. Başlangıçta siyasi bir görünüm arz eden bu ihtilaf daha sonraları itikadı ve fıkhî bir karaktere bürünerek günümüze kadar ulaşan itikadı ve amelî mezheplerin oluşmasında en büyük etkenlerden biri olmuştur. İslâm ümmetinin vahdetine zarar veren günümüzde de devam ettirilen bu ihtilaf birçok acıklı olayın yaşanmasına sebep olmuştur. Bu ihtilafı körükleyen ve Müslümanların birliğini parçalamak isteyenlerin çabalarıyla günümüze kadar kat kat artarak gelmiştir. Fıkhi mezhepler tedvin edilmeden önce tabiîn döneminde yaşayan, Hz. Peygamberin torunu Şehit İmam Zeyd b. Ali (a.s.) bu ihtilafın oluşturduğu acı ve tahribatı görerek Müslümanlara şöyle sesleniyordu: “Ben sizi Allah’ın kitabına, O’nun Nebisinin sünnetine, bu sünneti yeniden ihyaya ve bidâtları yok etmeye çağırıyorum. Vallahi Allah’ın kitabı ve Resulünün sünnetini ikame ettikten sonra benim için bir ateş tutuşturulmuş olsa sonra o ateşin içine düşsem, bundan sonra da Allah’ın rahmetine ulaşsam, hiç aldırış etmem. Vallahi Mevlâ’dan isterdim ki; Süreyya yıldızlarına elim yetse, sonra bu toprak üzerine veya herhangi bir yere düşsem, sonra lime lime kesilsem dahi dileğim sadece şudur;Allah Hz. Muhammed (s.a.v.) ümmetinin arasındaki ihtilafı kaldırıp hepsini birleştirsin.” İmam Zeyd b. Ali (a.s.) babasından, onun da dedesi İmam Hüseyin b. Ali’den (a.s.) onun da babası müminlerin emiri Hz. Ali’den (a.s.) onun da âlemlerin Rabinin habibi Resulü ve elçisi Resûlullâh’tan (s.a.v.) altın silsile yoluyla naklettiği, Ehl-i Beytin ve ilk dönem İslam fıkhının ilk eseri sayılan El Mecmû’u’l-Fıkhî adlı eser incelendiğinde İslam fıkhının kaynağının Kur’an, Hz. Peygamberin sünneti ve ictihatları olduğu ve ilk dönemde İslam ümmeti arasında bu konuda herhangi bir ihtilafın olmadığı da görülecektir. İnşaallah günlük olarak Asr-Saâdetin Fıkhını Resullullah'ın (s.a.s.) Ehl-i Beytinin rivayetiyle yazacağız. Bu vesileyle sormak istediğiniz fıkıh konularını da sorabilirsiniz. İnşaallah cevaplamaya çalışacağız. Ehl-i Beytin himmet ve nurunda buluşmak niyazıyla Selam ve Dua ile.. 13.04.2022

0
212