Hz.Ebu Talib’in Düşmanları İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin Yazdığı Fıkh-ı Ekberi’de Tahrif Ettiklerini görüyoruz!!!

0
401

Ehli beyt için ceza evinde işkence görerek şehid olan Ebu Hanife İmam Azam hazretleri’nın yazmış olduğu Fıkh-ı Ekber Eserini şerh eden Ali El-Kari,isimli sözde alim? Peygamber Efendimiz (asv)’in ebeveyninin küfür üzere öldüklerini söylüyor.İmam Azam’ın böyle bir fetvası Yoktur,O’na büyük bir iftira atılmıştır,
tamamiyle yalan ve iftiradır.bu iftirayıda sadece sözde alim olan Ali El-Kari’nin kendi eliyle kitabın bazı yerlerini silmiş ve yanlış tercümesinden kaynaklandığı büyük alimler ve ulamalar tarafınfan tesbit edilmiştir;
SÖZDE ALİM OLAN ALİ KARİ’NIN Kendi görüşüdür.
Görüşünde Hz.
peygamberin Babasına,
Annesine ve Amcası Ebu Talib’e de büyük iftiralar atmıştır?
Bu konu çok eskilerden beri ilim adamlarını düşündürmüştür. Bazılarına göre bir kayıt (istinsah) hatası yoktur. Bir çok Fıkh-ı Ekber şerhleri de bunu esas almışlardır. Ancak Fıkh-ı Ekber’i ve İmam-ı Azam’ın diğer kitaplarını tahkik eden son dönem ilim adamı “Merhum Cennet Mekân Zahid El-Kevseri, Bunun Bir Kopya Hatası Olduğunu ısrarla Vurgulamıştır…

“Bununla beraber Nüshaların Çoğunda KÜFÜR ÜZERE ÖLMEDİLER” İBARESİ VARDIR.”

Bir çok el yazması nüshada ise “Peygamberin (s.a.v.) ebeveyni (anası babası) fıtrat üzere vefat ettiler.” şeklindedir.Fıtrat kelimesi Kufi hattı ile yazıldığında küfr kelimesine çok benzediği için Sözde Alim olan ALİ KARİ Bu yanlışı ve hatayı yapmıştır.

Ali El-Kari’nin şerhine gelince:
Ali El- Kari’nin,
El-Fıkhu’l-Ekber’in bazı nüshalarında geçen ilgili ifadeyi doğru kabul ederek, bu sözü âdetâ kendine hareket noktası yapması oldukça ilginçtir,Ebu Talibe ve kardeşi Abdullah’a atılan büyük bir iftiradır. Halbuki, İmam-ı Azam gerçekten böyle mi yazmıştır, yoksa bir yanlış geçme (imla hatası)
söz konusu mudur, ifade aynen böyle olsa bile,İmam-ı Azam neyi kasdetmiştir, ifadenin bu şekliyle kayıtlı olduğu kabul edildiği takdirde söz konusu ifade nasıl anlaşılmalıdır,gibi sorulara cevap bulmak gerekecektir.

“Şunu belirtmek gerekir ki bütün bu ihtimallere binâen Ebeveyn-i Resûl’ün ehl-i necât/Resülullah aleyhissalatü vesselamın Annesi Babası ve Amcası cennet ehlinden olduğunu benimseyen ulemânın Cumhûru/tamamı
Ali El-Kârî’yi bu konudaki bu olumsuz görüşü yüzünden eleştirmişlerdır.

Meselâ:
1-Seyyid Saçaklızâde el-Maraşî,
2.Seyyid Muhammed bin. Abdürresûl El-Berzencî,
3-Zâhid El-Kevserî ve El-Muhibbî gibi büyük âlimler,
Ali El-Kârî’yi açıkça eleştirenlerdendir.

Aslında Ebeveyn-i Resûl’ün ehl-i necât olduğuna dair risâle telif eden daha sonraki her müellif, isim vermeseler bile, dolaylı olarak Ali El-Kârî’yi eleştirmişlerdır

El-Fıkhu’l-Ekber’in Ebû Hanîfe’ye ait olduğu/ aidiyeti konusunda farklı görüşler bulunmakla birlikte,son yapılan araştırmalara göre de El-Fıkhu’l-Ekber’in İmâm-ı Azâm’a ait olduğunu kesinleşmiştir.
Bu eser biri, Ebû Hanîfe’nin oğlu Hammâd; diğeri talebelerinden Ebû Muti el-Belhî kanalıyla olmak üzere, iki ayrı koldan günümüze ulaşmıştır.Ancak Eserin her iki rivayeti arasında Bazı Farklılıkların/değiştirmeler, oynamalar ve tahrif edildiğini’de görülmüştür.

Ebeveyn-i Resûl aleyhindeki: “Ve vâlidâ Resûlillahi Mâtâ Ale’l-Küfri / ve Resûlullah’ın ebeveyni küfür üzere ölmüşlerdir.” şeklindeki sözün, Ebû Hanîfe’ye nispeti hakkında farklı görüş beyan edenler vardır.

“Ebû Hanîfe’nin Ebeveyn-i Resûl’ün dinî konumu hakkında görüş beyan ettiğini kabul etmekle birlikte, söz konusu ifadenin aynen onun tarafından söylendiği şekliyle kaydedilmemiş ve yalan olduğunu söyleyenler’de bulunmaktadır.”

Bazı yazma Fıkh-ı Ekber nüshalarında
Hz. Peygamber (asv)’in Ebeveyninin Fıtrat üzere öldüğünün kayıtlı olduğunu belirtilmektedir.

Şeyh Mustafa El-Hemâmî isimli bir şahıs güya şöyle demiştir. Abbâsîler zamanında yazıldığını belirttiği bir Fıkh-ı Ekber yazma nüshasını Medine’de “Medine-i Münevvere, Şeyhülislâm Ârif Hikmet Kütüphanesi, Kısmu’l-mecâmi, Mecmû’a 330”da bizzat görmüş
ve bu nüshada Vâlidâ Resûlillahi mâtâ ‘ale’l-Fıtrati ve Ebû Talib mâte kâfiren/ ve Resulullah’ın ana-babası fıtrat üzere ölmüş ve Ebû Talib kâfir olarak ölmüştür”yazılı olduğunu görmüş,bu asılsız iftirayı’da yalanıda sözde şeyh Mustafa isimli şahıs yaymış olduğu anlaşılmıştır… “Cennet Mekan
MUHAMMED ZÂHİD El-KEVSERİ
(Ö.1371/1952)
de Medine Şeyhülislâm Ârif Hikmet Kütüphanesi’nde 226 numarada kayıtlı iki yazma El-Fıkhu’l-Ekber nüshasının bulunduğunu,
bu iki nüshada Ebû Hanîfe’nin bu sözünün:“ve ebevâ’n-Nebiyyi mâtâ ‘ale’l- fıtrati/Resulullah’ın Annesi,Babası ve Amcası fıtrat üzere ölmüşlerdır.” şeklinde kayıtlı olduğunu bildirmiş ve Kûfî yazısında, El-Fıtrati‟ kelimesinin kolaylıkla El-Küfri‟ şeklinde tahrif edilebileceğine de dikkat çekmiştir.

“Nitekim şu anda Medine Melik Abdülaziz Kütüphanesine Nakledilmiş olan eski Ârif Hikmet Kütüphanesinde 160 nolu Mecmuatu’r-Resâil içinde MEÇHUL BİR ŞAHIS TARAFINDAN NESİH HATLA YAZILMIŞ Müstensihin adı ve istinsâh tarihi bulunmayan bir yazma nüshada Ebû Hanîfe’nin bu ifadesinin:“ve validâ Resulillahi sallallahu aleyhi veselleme mâtâ ale’l-fıtrati ve Ebû Tâlib ‘ammuhû mâte kâfiren” olarak yazılı olduğu görülmüştür…

Buna göre Ali El-Kari’nin esas aldığı nüshada yazım hatasının olabileceği ihtimali vardır.
Bu nedenle, Ebû Hanîfe tarafından Ebeveyn-i Resûl ile ilgili bir açıklamanın yapılmış olabileceği hususu kabul edildiği takdirde, ona nispet edilen: “ve vâlidâ Resûlillahi mâtâ ale’l-küfri” şeklindeki sözün, bir istinsâh hatasından veya müstensih tasarrufundan dolayı bu şekle dönüşmüş olabileceğini ileri sürenler de bulunmaktadır.

“Nitekim Zebîdî’nin söylediğine göre arkadaşı Muhammed bin. Hasan Ed-Dımeşkî’nin Bağdat’ta gördüğü eski bir Fıkh-ı Ekber nüshasında İmam-ı Azam’ın bu konuyla ilgili ifadesi aynen: vâlidâ Resûllahi mâ mâtâ ‘ale’l-küfri/ ve Resûllah’ın ebeveyni Küfür Üzere Ölmemiştir.” şeklinde kayıtlıymış.”

“Zebîdî, Bağdat’taki nüshada bu şekilde kayıtlı olan söz konusu ifadenin, bir şekilde değiştiğini belirterek durumu şöyle değerlendirmektedir: Müstensih “mâ mâtâ” cümlesindeki ‘
mâ’ nın tekrarlandığını görünce birinin fazla olduğunu zannederek ‘
mâ’lardan birini kaldırmış, sonra da bu yanlış nüsha yayılmış, daha sonra gelenler de bu yanlış nüshaya tâbi olmuşlardır. Bu durumda herhangi bir problem kalmamakta,
tam aksine Ebû Hanîfe bu sözü, Hz. Peygamber (asv)’e tazîm için zikretmiş olmaktadır.

Zebîdî’nin bu değerlendirmesinden Ebû Hanîfe’nin Hz. Peygamber (asv)’in anne babasının kâfir olarak ölmediklerini açıkladığı; cümledeki olumsuzluk ifade eden “mâ” edatının hatâen yazılmadığını veya müstensihin kendi tasarrufuyla ‘mâ’ edatını kaldırdığı, böylece söz konusu ibarenin anlamının tam tersine çevrildiği ve bu nüshanın yaygınlaştığı anlaşılmaktadır.

Günümüz araştırmacılarından H. İbrahim Kutluay da, cümledeki olumsuzluk edatı “mâ” nın düştüğüyle ilgili açıklamaları benimseyerek şöyle demiştir: “Ebû Hanîfe,“ve vâlidâ resûlillahi mâ mâtâ ale’l-küfri”demiş;“ve vâlidâhu fi’l-cenne/Ebeveyni cennettedir.”
veya “ve vâlidâhu fi’n-nar/Ebeveyni cehennemdedir.” dememiştir. Çünkü bir insanın cehennemlik veya cennetlik oluşu ancak kesin delille sâbit olur. Bu konu ise itikadî bir meseledir.
Bu itibarla bu hususta zannî delille yetinilmez. Ayrıca İmam: “ve vâlidâhu mâtâ ale’l-küfri/Ebeveyni küfür üzere ölmüştür.” de dememiştir. Çünkü küfür, ancak kendisine tebliğde bulunulan fakat iman etmeyen kimse için söz konusudur.

Müstensihe gelince o, kitaptaki bu ibareyi görmüş ancak ilk “mâ” yı fazla zannederek metinden çıkarmış, böylece ifade “mâtâ ale’l-küfri” haline gelmiş ve bu yanlışlık yayılmıştır.
Ali El-Kârî de kendi görüşünü bu yanlış metne dayandırmıştır.

Murtazâ ez-Zebîdî de ifadenin iki şekilde değerlendirilmesi gerektiği düşüncesindedir. Burada Ebû Hanîfe’nin sözü ya: “mâtâ alâ zamani’l-küfri / Ebeveyn-i Resûl, küfür döneminde öldüler.” demektir; ya da gerçek anlamda dinî küfrü değil, “ahkâm-ı dîniyeyi bilmeyen kimse” anlamında mecaz bir anlam ifade etmektedir.

Birinci durumu destekler mahiyette bazı Fıkh-ı Ekber nüshalarında
“fi’l-küfri/küfür içinde” şeklinde kayıtlıdır. Bu takdirde harfi cerlerin birbirleri yerine kullanılabildiği düşünüldüğünde ibarenin: “
fî zamani‟l-küfri/küfür zamanında” demek olduğu ve bundan da o dönemde hiçbir peygamber gönderilmediği için Ebeveyn-i Resûl’ün küfür dönemi içinde öldükleri anlaşılır.

İkinci ihtimale göre Ebû Hanîfe’nin sözü, gerçek mânasıyla şerî dinî küfrü değil, “ahkâm-ı şeriyeyi bilmeyen kimse” anlamında mecazî anlam ifade etmektedir ki böyle kimseler sorumlu değildirler.Çünkü şeriat gelmeden önce, şeriatın bildirdiği hususların inkârı söz konusu olamayacağı için böyle bir şey tasavvur edilemez.Zaten İmâm-ı Azam’a göre fetret ehline gerekli olan sadece iman-ı aklîdir ve bu kimse iman ederse sevâba nâil olur.

“Ayrıca söz konusu cümlenin kuruluşuna göre, en uygun olan açıklama tarzı da bunu desteklemektedir. Zirâ burada hedef, Ebeveyn-i Resûl’ün hakikî anlamda kâfir olduklarını söylemek olsaydı, cümlenin en açık ve en veciz olarak: “vâlidâ Resûlillahi ve Ammuhû Ebû Tâlib Mâtû kâfirîne/Resûlulah’ın Ebeveyni ve amcası Ebû Tâlib kâfir olarak öldüler” şeklinde kurulması gerekirdi.”

Sonuç olarak, İmam Azam Ebu Hanifen’nin Hz. Peygamber (asv)’in Ebeveyni hakkındaki olumsuz ilgili ifadesi aynen olduğu şekliyle kabul edildiğinde bile, Ebeveyn-i Resûl’ün ehl-i necât olduğunu savunanların görüşlerini destekleyecek şekilde anlaşılmaya müsait olduğu da görülmektedir.

Bu dönemi yaşamış.Tahlil etmiş ve Bunlarla İlmi Fikri ve Fiili Bedeni ve canıyla mücadele etmiş ve bu uğurda Şehid olmuş İmamı Azam Şehid Zeyd Bin Ali Bin Huseyin(r.a.) Şuan Londra Müze Kütüphanesinde Orjinal el yazması Bulunan ”El Safvet ” Eserinde Şöyle İfade etmektedir.:………”——-Fakat sen gördün İnsanlar arasında ihtilaf vardı .Kendilerini temize çıkarmak ve haklı göstermek için Kuran’ı kendi görüşlerine ve ictihadlarına göre açıklıyorlardı.
Bu fırkalar yanlış görüşlerini (kendillerince doğru ) kabul ettiler yanlış yol tuttular.
Sonra Kur’an’ı kendilerine göre tevil edenler bu yanlış görüşlerini doğru kabul ettiler . Diğer fırkalarda kendilerine göre tevil edip kendi görüşlerini doğru kabul ettiler.
Sonra her fırka diğer fırkaların töhmetin’e karşı kendini temize çıkarmaya çalıştı .
Her fırka kendisinin doğru yolda olduğunu diğer fırkaların yanlış olduğunu iddia ediyordu .
Bu karşı fırkalar delalet küfür ve şirk içinde idiler.
Her fırka karşısındaki fırka için delalet küfür ve şirk içindedir diyorlar .
Bu heva ve heveslerinin ehli olanlar Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e kıble ehlinden daha yakın ve kendilerinin daha haklı olduklarını söylüyorlardı.
Bunlar Kur’an’ı daha iyi bildiklerini söylüyorlardı .
Onlar insanlar içerisinde kendilerini daha haklı görüyorlar.
Allah’ bir ayetin içinde kendisine yakın olan seçilmiş bir insanın özelliğini buyurduğu zaman; Onlar bu ayetleri gördükleri zaman kendilerini işaret ettiğini kabul ediyorlardı .Bu fırkalar Ehl-i Beytin görüşleri ile ihtilaf halinde idiler . Ehl-i Beyt bizim görüşlerimizi kabul etmez ise biz de Ehl-i Beytin temize çıkarılacağını kabul etmeyiz diyorlardı.
Nebi Sallallahu Aleyhi ve alihi ve sellem in Ehl-i Beytinin bu fırkalara tabii olurlarsa ancak o zaman hidayete ulaşacaklarını iddia ediyorlardı .
Fakat ben biliyorum ve millet de o fırkaları bilecek.
Ben onların isimlerini söylemedim.Millet onları bilecek .Ben onların sözlerini eklemedim.Millet onların sözlerini bilecek. Fıkhı bilen fakih birisi bu fırkalara nasıl mümin diyebiliyor.
Onlar bu fırkaları üstün gösterip temize çıkarıyorlar.
Doğru yol doğru görüş ve hidayet üzerinde olan Ümmet tek bir tanedir.

KAYNAKLAR:

  1. Beyâzîzâde, Usûlü’l-münîfe li’l- İmam Ebî Hanîfe (nşr. İlyas Çelebi), İst., 1996, s. 143.

2- Medinetü’l-münevvere, Mecmûatü Mektebeti Ârif Hikmet, no:
363.
3- Halil İbrahim Kutluay, İmâm Aliyyu’l-Kârî ve eseruhû fî ‘ilmi’l-hadîs, Beyrut, 1408/198, s. 106-110.

  1. Kemâl Paşazâde, Fî Hakkı Ebevey’in-Nebî (nşr. Ahmed Cevdet, Resâili İbn Kemâl içinde), İst. h. 1316,
    s. 90-91.
    5-Murtazâ ez-Zebîdî, el-İntisâr fî Vâlideyi’l-Muhtâr (Ikdü’l-Cevheri’s-semîn adlı Mecmûatu’r-resâil içinde )., ts., s.159-160.

6- Saçaklızâde el-Marâşî, es-Sürûr ve’l-ferah, Süleymaniye Ktp., Kasidecizâde, no: 726/2, vr. 47b; Saçaklızâde, Risâle Fî Hakkı Vâlideyi’n-Nebî, Dersaadet, İst. 1306, s. 10.

7-Zâhid el-Kevserî, el-Âlim ve’l-müteallim (Mukaddime),
nşr. Mustafa Öz, İst., 1996, s. 4-10.

  1. Mustafa Aksay, Hz. Peygamber’in Anne Babasının (Ebeveyn-i Resûl) Dînî Konumuna Dair Ebû Hanîfe’ye Atfedilen/atılan iftira Görüş Etrafındaki Tartışmalar, Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 19 / 2009, s. 1-27.

9- Şerafettin Gölcük- Adil Bebek, DİA,
“El-Fıkhu’l-Ekber” md., XII, 544-546.

10-Abdülvahap Öztürk, Ebu Hanife ve Eserleri, Şamil Yayınevi, İstanbul, 2007,
s. 46-48.

Dr.Seyyid Hüseyin Zerraki Düseyder Genel Başkanı