MAKALE

0
1430

ALEVİLERİN SEYYİDLİKLE BAĞLANTILARI ŞÖYLE AÇIKLAYABİLİRİZ:”ALEVİ OLMAK AYRIDIR,SEYYİD OLMAK AYRIDIR”.Seyyid olduğunu iddia edenler’in ellerinde mutlaka ispatlı nesep seceresi/olması gerekir.?İspat nedir! Asrı saâdet dönemin’de başlıyarak ,Abbasiler,Fatımiler,Memluklar,Selçukiler ve Osmanlı dönemin son yıllarına kadar yani Miladi 1924’e kadar görevli-Nakibül-eşrâflar tarafindan düzenlenen ve tastik edilen Nesep-soy seceresi olması gerekir,bu kayıtlarda istanbul Süleymaniye il müftülüğü meşihat arşivinde bulunan secerei tayyibe defterleri /Nakibül-Eşrâf defterlerinde isimlerinin bulunması lazımdır:

Gerçek Aleviler de Hz.Ali’nin taraftarıdır’lar ve onun sevenleridır.Allah Onlardan razi olsun.Bazı Alevi ocakları isimleri de şunlardır:Dede kargınOcağı ,Sarı saltuk Ocağı ,Üryan hızır Ocağı,Hıdır Abdal Ocağı,Pir Sultan abdal,Ocağı Kul HimmetOcağı,Koca Seyyid Ocağı,Köse Süleyman Ocağı gibi alevi geleneğinin kutsal Kabul edip  seyyid saydıgı din büyüklerinin adlarını taşımaktadır.Bu Ocaklar zaman içersinde gerek yol gerekse soy olarak kendilerini Ehl-i Beyt’e bağlı sayan Alevi-Bektaşi geleneğinin kutsal saydığı bu yol önderlerinin soylarından gelenlerce kurumsal hâle getirilmiş,bu soya mensup olanlar da “Ocakzade”ismi verilerek dedelik görevi de bu soya hasredilmiştir.

Meşhur olan Ocaklardan bir kaçını şöyle sayabiliriz:Sarı saltuk Ocağı,Ağu içen Ocağı,imam Zeynelabidin Ocağı,Baba mansur Ocağı,Seyyid Mahmut Hayrani Ocağı,Celal Abbas Ocağı,Haci emirli Ocağı,Şah ibrahim Ocağı,imam Rıza Ocağı,kul himmet Ocağı,kızıl deli sultan Ocağı,kamber Abdal Ocağı,Hüseyin Abdal Ocağı,Şeyh Hasan Ocağı,Pır Sulltan Ocağı,Şeyh Ahmet Dede Ocağı,Cemal Abdal Ocağı,Abdal Musa Ocağı,Hasan Dede Ocağı,Kalender dede Ocağı,Batal Gazi Ocağı,Seyyid Garip Ocağı,bunlardan bazılarıdır.Bunların yanısıra Düşkün ocaği adı verilen bazı Ocakların taliplere verilen cezaları yeniden değerlendirme ve iptal etme yetkilerine sahip âdeta bir üst mahkeme gibi işlevleri vardır.Örneğin Erzincanın Ovacık köyü’ndeki HıdırAbdal Ocağı bir düşkün Ocağıdır.

Tüm ocaklar Hz.Peygamberin soyundan geldiği kabul edilmekle birlikte,kendi aralarında Mürşit,Pir,Rehber ve Düşkün Ocakları olarak farklılık göstermektedirler.Yine Hacı Bektaşa bağlı Ocaklar ve bağlı olmayan şeklin de ayrıldıkları görülür.Örneğin Hacı Bektaş’a bağli olmadıkları belirten Minyecik Ocağı,Hacı Bektaş’in imam musa kazim soyunda geldiğini,kendilerinin ise imam zeynelabidin başka oğlunun nesline mensup olduklarını ve Anadolu’da Hacı Haci Bektaş’tan daha önce bulunduklarını iddia ederler.Bu örnekten de görüleceği gibi her Ocak kendisinin Hz.Peygamber,in soyundan.geldiğini iddia etmektedir.Dikatimi çeken bir diğer hususta hepsinin Anadolu,ya Horasan,dan geldiklerini ve en eski ocağında kendilerini olduğunu söylemeleridir.

Dedeler ve talipler arasında ve yine dedelerle dedeler arasında manevi anlamda hiyerarşik bir bağ vardır.Yani bir talip bir dedeye bağlı iken,bir dede de başka bir dedeye bağlı ve onun talibidir.Bu bağ hem manevi anlamda,hemde dedeler bakımından” SOYCA KENDİLERİNİ “HZ.ALİ’YE  KADAR UZATIRLAR.?

Alevi-Bektaşi geleneğinde ve söylencelerinde,Ahmet Yesevi’nin (ö.1166) büyük etkisi vardır.Tarihsel gerçeklerle çelişse bile söylenceler Ahmet  Yesevi ile Hacı Bektaş arasında mürşitlik -halifelik bağı kurar.Alevi bektaşi kültüründe ve inancında Ahmet Yesevi’nin yeri Ebu’l-Vefa’lara,Baba ilyas’lara göre çok büyuktür.Anadolu’da Zeynelabidin neslinde geldiklerini savunan dede ocakları  kendilerini Ahmet Yesevi evladı kabul ederler.Soy kütüklerinin hepsinde Ahmet Yesevi Muhammed Hanefi Yoluyla Hz.Ali’ye bağlanır ve sekizinci imam Rıza’dan “icazet”alındığını savunurlar.Bu bağlantı doğaldır ki söylenceselidir Zira Ahmet Yesevinin Arap değilde Türk olduğunu iddia ederler.

Alevi aşiretlerin de bulunduğu Dersim ,de aşiretler arasında çıkan kavga ve kan davaları gibi hukuki proplemlerin,seyyidlerle/dedelerle aşiret ağalarından oluşan ve “Cemaat”adı verilen bir meclis tarafından çözüme kavuşturulduğu,bu işlemlerin de imam cafer buyruğuna göre yürütüldüğü görülmektedir.

Ülkemizde de bazı tedavi usullerinin sadece belli başlı ocaklar tarafindan yapıldığı,bazı hastalıkların belli ocaklara gidilerek iyleşeceği inancı olmuştur.Seyyidlere ait ocak ve tekkeler de iyileştirdikleri hastalıklara göre ayrılmıştır.Bu ocakların Ehl-i Beyt’e bağlı olduklarına inanıldığı için,ihtiyaç duyulduğun’da şifa bulmak niyetiyle ziyaret edildiği bilinmektedir.Örneğin Diyarbakır ili Hazro ilçesi Mihrani köyünde metfun olan Hz.İmam Ali Mürteza’nın 35.Göbekten torunu olan Seyyid Şeyh Osman Zerràki’nin türbesine giden felçli  yatalak hastalar şifa bulup iyleşirler.