MARAŞ SEYYİDLERİ VE NAKÎBÜ’L-EŞRÂF KAYMAKAMLARI!!!

0
295

Osmanlı coğrafyasının her bölgesine göç eden seyyid ve şerifler, gittikleri yerlerde önemli roller üstlenmişler ve Nakîbü’l-eşrâflık çatısı altında kurumun ilgâsına kadarki süreçte kendilerinden söz ettirmişlerdir. Maraş Sancağı, seyyid ve şeriflerin en fazla rağbet ettiği bölgelerdendir. Maraş Sancağı’nda Nakîbü’l-eşrâf kaymakamları sadece seyyidlere siyâdet hücceti düzenlemek ve onların evlenme-boşanma gibi hukuki işlemlerinde söz sahibi olmakla kalmamışlar, aynı zamanda bulundukları kazalarda iftâ görevini de üstlenmişlerdir.
Makalemizde “Maraş Ulemâsı: Maraş Sancağında Görev Yapan Müftüler ve Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamları”, “Maraş Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamlarının Atamaları”, “Maraş Sancağında Görev Yapmış Meşhûr Seyyid Ailelerinden Seyyid Mustafa Kamil Efendi”, “Maraş Sancağındaki Seyyidlerin Hüccetleri”, Maraş Sancağındaki Seyyidlerin Teftişleri”, “Maraş Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamlarının Nüfûzu” ve “Maraş Seyyidlerinin Sosyal İlişkileri” başlıkları Meşîhat Arşivi’nde bulunan Nakîbü’l-eşrâf defterleri, Medrese ve Müftü Defterleri, Maraş Ahkâm Defterleri ve Maraş Şeriyye Sicilleri ekseninde ayrıntılı olarak izah edilecektir. Böylelikle kurumun tarihi serüveni, işlevleri ve geçmişten günümüze Maraş’taki seyyidlerin fonksiyonları hakkında önemli bilgiler sunulacaktır.
Anahtar Kelimeler: Meşîhat Arşivi, Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamı, Siyâdet Hücceti, Seyyid ve Şerif,

GİRİŞ
Osmanlı coğrafyasının çeşitli bölgelerine göç eden seyyid ve şerifler, bulundukları bölgelerde huzur ve sükûn kaynağı, manevî bir otorite olarak görülmeleri sebebiyle halka örnek teşkil etmişlerdir. Osmanlı Devleti’nin diğer bölgelerinde olduğu gibi Maraş Sancağında da ilmiye sınıfından ve Hz. Peygamber’in neslinden gelen kişilerin hem müftülük hem de Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamlığı görevini üstlendikleri görülmektedir. Fetva verme yetkisine sahip oldukları gibi seyyidlerin davalarını dinleme, hüccet düzenleme ve hüküm verme yetkisiyle yargı gücünü de ellerinde tutmuşlardır. Böylece halk nezdinde itibar edilen, sözü dinlenen ve saygı duyulan şahsiyetler olmuşlardır.
Makalemizde Nakîbü’l-eşrâflık Müessesesinin kurulmasından Cumhuriyet döneminde müessesenin kaldırılışına kadarki süreçte Maraş Sancağındaki Nakîbü’l-eşrâf kaymakamlarının atanmaları ve görevleri, Maraş seyyidlerinin isim ve nesep bilgileri, Maraş Sancağındaki meşhûr seyyid aileleri, Maraş Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamlarının verdiği seyyidilik hüccetleri, bölgede yapılan teftişler neticesinde tespit edilen seyyidler Nakîbü’l-eşrâf defter ve belgeleri ışığında ele alınmıştır.
Ayrıca Meşîhat Arşivi’ndeki Maraş Amed-Reft Defterleri, Müftü, Müderris ve Medrese Defterleri ekseninde Maraş’ta görev yapmış seyyid ulemâ tespit edilmiş ve yaptıkları ilmi faaliyetler detaylı olarak izah edilmiştir.
Maraş Sancağındaki seyyidler ile toplum arasındaki anlaşmazlıklar, Maraş Ahkâm Defterlerindeki hükümler doğrultusunda tafsilatlı olarak açıklanmıştır.
Meşîhat Arşivi’ndeki Nakîbü’l-eşrâf Defterlerinin tamamının incelenmesi sonucunda Maraş Sancağındaki tüm seyyid ve şeriflerin isim, nesep ve doğum yeri bilgileri tespit edilmiştir. Yine Nakîbü’l-eşrâf kaymakamlarının yaptıkları siyâdet teftişi neticesinde seyyidliklerini ispat edenlerin nesep bilgileri de listeler halinde sunulmuştur.
Osmanlı Devletinin son dönem gazete ve mecmuaları ayrıca Meclis zabıtları incelenmek suretiyle Maraş seyyidlerinin Milli Mücadeleye katkıları ve yaptıkları fedakârlıklar da ele alınmıştır.

1- Maraş Sancağı’ndaki Seyyidlerin İslamiyet’in Tebliğindeki hizmetleri
Müslümanların İslâmı tebliğ faaliyeti, Hz. Ömer döneminde Arap yarımadasının dışına çıkarak Asya ve Afrika gibi bölgelere ulaşmış ve Hz. Osman zamanında bu faaliyet iyice yoğunlaşmıştır. İslam’ı tüm insanlara bildirmek gayesiyle yola çıkan bu Müslümanlar arasında Hz. Peygamber’in nesline mensup çok sayıda seyyid ve şerif de vardır. Gaza ve cihat anlayışıyla o devrin İslâm devletlerinin sınır bölgeleri Fas, Kafkasya, Maveraünnehir, Horasan, Taberistan, Yemen ve Mısır (Dâvûdî, 86) gibi şehirlere yerleşen seyyidler, İslâm inanç ve itikadını öğretmeye başlamışlardır. Hz. Peygamber’in soyundan gelmeleri sebebiyle, kendilerine saygı ve hürmet gösteren kişilerin; onların dini görüşlerine değer verdikleri ve benimsedikleri görülmektedir. Örneğin İslâmiyetin Mağrip, Endülüs ve İfrikiyye’de yayılması ve bu bölgenin İslâmlaşmasında seyyidlerin etkisi oldukça fazladır (Lane Poole, 1927: 41).
Seyyidler başta Anadolu olmak üzere İslâm dünyasının çeşitli bölgelerinin Müslümanlaşmasında önemli görevler üstlenmişlerdir. Selçuklular ve Beylikler döneminde Anadolu, seyyidlerin itibar ettiği yerlerin başında gelmekteydi. Hatta Selçuklu Sultanı II. Alaaddin Keykubad, Osman Gazi’ye Söğüt civarını temlik eden 683/1284 tarihli fermanında, seyyidlerin ihtiyaçlarını giderip onlara iyi muamele etmesinin ahirette şefaate sebep olacağını belirtmiştir (Feridun Bey, 1264: 51).
Osmanlı Devleti henüz beylik dönemindeyken Osman Gazi, Orhan Bey ve I. Murat dönemlerinde başta ilim ehli olmak üzere âlimlere, şeyhlere ve seyyidlere kucak açmış ve onların Osmanlı Devleti’ne hicret etmelerini sağlamıştır. Osmanlı ülkesine gelen seyyidler, bu ülkede huzur ve emniyet içerisinde olmalarının yanısıra devlet tarafından pek ziyâde hürmet görmüşlerdir (Ahmed Rıfat, 1283: 7).
İslam’ın Orta Asya’ya yayılması ile birlikte Anadolu’ya giden ve Müslüman-Türk nüfusun etkisiyle Türkleşen farklı sosyal gruplara mensup seyyidler, bu bölgelerde yerleşmiş ve evlilikler yoluyla seyyid sülalelerinin oluşmasına zemin hazırlamıştır.
Türk İslam kültür ve medeniyeti içerisinde vakıfların önemli bir yerinin olduğu bilinen bir gerçektir. Bu manada medrese öğrencilerinin, yolcuların, fakirlerin, muhtaçların ihtiyaçlarının karşılanması, su kuyuları ve çeşmelerin bakım ve tamiri, göçmen kuşların uzun ve meşakkatli yolculuklarında hastalanmaları veya sakatlanmaları durumunda tedavilerinin yapılması, ıssız dağlarda yaşayan yabani hayvanların günlük ihtiyaçlarının giderilmesi gibi birçok zarif düşünceyle binlerce vakıf kurulmuştur (Öztürk, 1995; Akgündüz, 1996).
Dulkadirli Beyliğinin son beyi Alaüddevle Bozkurt Bey Osmanlı Sultanı Fatih’in desteğiyle kardeşi Şahbudak’ı yenerek beyliğin başına geçmiştir (Solak, 2006: 524). Alâüddevle 916/1510 yılında kurduğu vakfı için Maraş Bedestenini yaptırarak gelirinin yarısını Taş Medrese’ye diğer yarısını da seyydilere ve fakirlere vakfetmiştir (Solak, 2006: 527).
“Allah’ın yardımıyla en iyi ve en halis mülkümden Maraş Bedestenini yaptırdım ve onun yarısını vakfettim, yarısını kışın medresede bulunan a’la, evsât, ednâ talebeler arasında taksim edilmek üzere ayırdım. Her ayın başında hak ettikleri kadar a’la ve evsât, hissenin üçte ikisini, ednâ olan yarım hisse ve diğer yarımını da eşit şekilde âlimlere, seyyitlere, fakirlere vakfettim. Zeytun köyünde bulunan iki gayri müslim bağının vergisini, birinci durumda olduğu gibi a’la, ednâ ve evsât talebeler arasında taksim edilmek üzere yaz mevsiminde bu medresenin talebelerine vakfettim. Zimmi köylerinden Yenice Kale, Hasan Tepe mezraası beraber Yalankoz köyü bütün şer’i ve örfi vergileriyle vakıfdır. Ardıl köyünün yarısını da mezkûr medreseye vakfettim.”
Alâuddevle vakfiyesinde iki de zaviye bulunmaktadır. Zaviyeler terkedilmiş ıssız yerlerin şenlendirilmesi, Türkleştirilip İslamlaştırılması, halkın birliğinin sağlanması, dini bilginin artırılması, yolcuların misafir edilerek ihtiyaçlarının giderilmesi gibi birçok amaca hizmet etmiştir (Solak, 2004: 212). Bu zaviyede günde iki defa yemek pişirilmesi ve fakirlere dağıtılması şart koşulmuştur. Dolayısıyla Tük İslam Kültürü ve Medeniyeti içerisinde zâviyelerin fonksiyonu açıkça görülmektedir (Ocak, 1978; Kara, 1990).
Maraş seyyidleri vakıfların tevliyet ve zaviyedarlık görevlerini üstlenerek vakıf hizmetlerinde aktif rol almışlardır. Birçok onarım geçirmiş olmasına rağmen, aslî yapısını koruyarak günümüze kadar gelmiş olan Alâüddevle Süleyman Bey Cami Dulkadıroğulları’ndan Maraş’a miras kalan en önemli eserdir. Bu camide seyyidler imam, müezzin, duagû, muallim, câbi, vâiz, devirhan, kütüphane nâzırı, naathan, ihlashan, aşırhan, temcidhan, çerağdar ve muvakkit olarak görev yapmıştır (Yıldız, 2010).
Maraş’ta pek çok mahalle, sokak, cadde ve köy isimleri seyyid isimleriyle özdeşleşmiştir. Hatta Divanlı Mahallesi’nde Seyyid Hacı Mustafa Mescidi örneğinde olduğu gibi cami ve mescitlere de seyyidlerin isimleri verilmiştir. Ayrıca Maraş’ta seyyidler için vakıf kurulduğu gibi bizzat seyyidlerin de bölgede cami, mescid ve çeşme gibi hayri eserlerin yapımına öncülük ettikleri görülmektedir. Örneğin Maraş’ın Duraklı Mahallesi’nde Seyyid Mehmed ve Seyyid Hüseyin isimli iki seyyidin cami inşa ettiği arşiv belgelerine yansımıştır.
2- Maraş Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamlarının Görev ve Etkileri
Nakîbü’l-eşrâflık Müessesesinin işleyişinden sorumlu olarak gerekli denetim ve teftişleri yapmak üzere İstanbul’a Nakîbü’l-eşrâf; eyalet, sancak veya kazalara ise Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamları atanmaktaydı. İlmiye sınıfından ve seyyidlerden seçilen bu kaymakamların kadılık, müftülük gibi görevlerinin yanı sıra çeşitli tarikatların şeyhlikleriyle ilgili vazifeleri ve vakıf tevliyet görevleri de bulunmaktaydı.
Vilayet, sancak veya kazaya Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamı atanabilmesi için o yerde belli bir seyyid veya şerif yoğunluğunun olması gerekmekteydi. Bazen yoğunluğa göre birkaç kazaya tek Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamı atandığı da oluyordu. Maraş Sancağına da Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamı atanmıştır. Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamlarının haklarında şikâyet olmadığı sürece vefatlarına kadar görevlerini sürdürmüşlerdir.
Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamları bulundukları bölgelerde Nakîbü’l-eşrâfı temsil ediyordu. Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamlarının tayin edildikleri yerlerdeki seyyidlerin soy silsilesini muhafaza etmek, suç işlediğinde onları te’dib etmek ve müteseyyidleri tespit ederek merkezdeki Nakîbü’l-eşrâf’a bildirmek başlıca görevleri arasındaydı.
Maraş Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamları, evlenme, boşanma, kısas, alım-satım, ihtida, vasî tayini ve daha birçok önemli davanın görülmesinde mahkemenin şuhûdu’l-hâlinde, yani bilirkişi heyetinde görev almıştır. Sadece seyyidlerle ilgili değil tüm davalarda bilirkişi heyetinin ilk sırasında yer almaları, seyyidlerin toplumun her kesimiyle ilgilendiğini göstermektedir. Nakîbü’l-eşrâf ve Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamlarına Müslümanların akaidindeki eksik ve yanlış noktaları düzeltme ve ibadetler konusunda onları teşvik etme gibi görevler de yüklenmiştir. Soy yönünden Hz. Peygamber’in vârisleri olan seyyidlerin ilim ve irfan noktasında da Hz. Peygamber’in takipçileri olmaları beklenmiştir. Özellikle Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamlarının halkı irşad edecek düzeyde iyi bir eğitim aldıkları görülmektedir.
Maraş Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamı Ali Efendi ve ailesi, Maraş’ta Yemen Baba Tekkesinin zâviyedalık görevini uzun yıllar devam ettirmiştir. Seyyid Ali Efendi, kardeşleri Muhyiddin ve Bedreddin Efendiler ile birlikte zâviyedarlık görevinin yanı sıra tekkenin tamir ve iânesiylede yakinen ilgilenmişlerdir.
Maraş’ta seyyidler için kurulan vakıflar olduğu gibi seyyidlerin bizzat kendilerinin kurduğu vakıflar da bulunmaktaydı. Maraş Nakibu’l-eşrâf Kaymakamı Seyyid Mehmed Efendi, 1124/1712 tarihinde Maraş’ın Etmekçi mahallesinde bulunan Nakib Cami’ni ve Nakib Medresesini yaptırmıştır (Tekin, 2000: 310-311). Seyyid Mehmed Efendi, üç adet Kur’an-ı Kerim’i, Çukuroba Mahallesinde İsa Değirmeni olarak bilinen değirmenini, Mehmed Efendi’nin tasarrufundaki hissesinin yarısını, Seksenler Mahallesinde Dukaz Pir Ali Değirmeni olarak bilinen değirmenin 113 hissesinden kendi hissesine düşenin yarısını vakfetmiştir.
Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamları, nakîblik vasfına uygun, halkın itibar ettiği ve sözü geçen seyyid aileleri arasından seçilmiştir. Haklarında bir şikâyet olduğunda yapılan tahkikat neticesinde Maraş Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamı Seyyid Mehmed Sabit Efendi örneğinde olduğu gibi görevlerinden alınmışlardır. Maraş Sancağında en uzun süre Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamlığı görevini sürdüren ise Seyyid Ali Rıza Efendi’dir.
Seyyid Ali Rıza Efendi’nin vefatından sonra Maraş Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamlığı görevini Ziyâizâde/Zâizâde/Dayızâde olarak bilinen Hacı Mehmed Emin Efendi yerine getirmiştir. Uzun yıllar Maraş medreselerinde ve Alâuddevle Bey Vakfı medresesinde ilimle meşgul olmuş ve pek çok talebesine icâzet vermiştir. Medresede Kur’ân-ı Kerîm, ahlâk-ı Kur’âniyye ve lisân-ı Arabî dersleri vermiş, medresenin camisinde imâmet görevini de bizzat kendisi üstlenmiştir.
Ayrıca Maraş Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamı Ziyâizâde Mehmed Emin Efendi, Milli Mücadele döneminde aktif görev almış ve halka mücadele ruhunu aşılamıştır (Çolak, 2010: 150). Halkı irşad etmek amacıyla verdiği hutbeler Fransa Devleti’ni rahatsız etmiş ve Fransa Sefiri, Mehmed Emin Efendi’nin Maraş’ta bulunmasının tehlikeli olduğunu belirtmiştir. Yapılan tahkikat neticesinde Mehmed Efendi’nin kurban bayramı münasebetiyle yapmış olduğu konuşmasının yabancılara karşı suç unsuru taşımadığ ve kendisiyle ilgili suçlamaların tamamen asılsız olduğu anlaşılmıştır.
I. Cihan Harbi öncesinde, hükûmet ve Mevlevî Âsitânesi’nden herhangi bir işaret gelmeden Balkan Savaşı’nda ordunun desteklenmesi için Maraş’ta gönüllülük esasına göre aktif faaliyet göstermek üzere Çelebilik makamından izin istenmiştir. Cevap alınamaması üzerine Maraş Nakîbü’l-Eşrâf’ı ve Gönüllüler Reisi Ziyaîzâde kanalıyla gerekli müsaadenin verilmesi için izin başvurusu tekrarlanmıştır (Öztürk, 2015: 56). Bunun üzerine Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamı Ziyâizâde Seyyid Mehmed Emin Efendi’nin gönüllü teşkilata katılma talebine olumlu cevap gelmiş ve Mevlevî Alayı’nın gönül erleri, 3 Şubat 1915 tarihinde birliklerine katılmışlardır.
Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamı Ziyâizâde Seyyid Mehmed Emin Efendi’nin dilekçesi şöyledir:
“Huzûr-ı Âli-i Reşâdet-penâhilerine
Ma‘rûz-ı Dâ‘iyânemdir
Düşmanlarımızın din ve memleketimize ta‘arruz ve tecavüzü ehl-i İslam’ı Cenab-ı Hakk’ın emr-i ilahisi vechile cihada teşvik-i dâiyanem semeresiyle livâmızdan kaydolunan gönüllülerin bikeremihi teâlâ ikmâl-i levâzımatını müte‘âkip hareketimiz musammem olmağa meşâyih-i Mevleviyeden Şeyh Selim Efendi dâ‘ileride bir gayret-i dindarâne ile kâfile-i mücâhidini teşci‘ için hahiş-kâr olduğundan tensip edilmiş ve mûmâ-ileyh mukaddemâ taraf-ı reşâdet-penahiye arz-ı keyfiyet etmiş ise de henüz cevâbını alamamışdır.
Ruhsat i‘tâsına tavassut-ı dâ‘iyânem münâsip görülmüş olmağla bu emr-i celîl-ilâhi uğrunda îsâr-ı dem ve ilâ-yı kelimetullâh farz olduğundan irâde-i reşâdet-penâhilerinin mûmâ-ileyhe tebliği ricâ olunur efendim hazretleri”
İmza Mühür: Maraş Gönüllü Reisi Nakîbü’l-eşrâf Ziyâizâde es-Seyyid Mehmed Emin Efendi
Kısaca özetlemek gerekirse, ilmiye sınıfına mensup ve seyyidler arasından seçilen Maraş Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamlarının; kadılık, müftülük, hatiplik, müderrislik, İmâm Hatiplik, mahkemelerde bilirkişilik, türbedarlık, cüzhanlık, devirhanlık, ihlashanlık ve yasinhanlık görevleri bulunduğu gibi Nakîbü’l-eşrâfı temsil etmeleri bakımından seyyidlerle ilgili gerekli denetim ve teftişleri yapma yetkileri de bulunmaktadır.
3- Maraş Ulemâsı: Maraş Sancağında Görev Yapan Müftüler ve Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamları
Maraş’ta Görev Yapan Müftüler
Sıra No Vilâyet/Sancak/Kaza Müftünün İsmi Tayin Tarihi
1 Maraş Ferikzâde Ahmed Efendi –
2 Maraş Velizâde Ahmed Reşid Efendi
(Müftüzâde Seyyid Hacı Mahmud Efendi’den önce) 1224’ten önce
(1809’dan önce)
3 Maraş Müftüzâde Seyyid Hacı Mahmud Efendi
(Şikâyet üzerine görevinden alınmıştır.) 27 Rebîülâhir 1224/
11 Haziran 1809
4 Maraş Vâizzâde Seyyid Ali Kâmil Efendi 13 Cemâziyelevvel 1226/ 5 Haziran 1811
5 Maraş Velizâde Ahmed Reşid Efendi
(2. kez göreve gelmiştir.) 17 Şevvâl 1227/
24 Ekim 1812
6 Maraş Hacı Ali Efendizâde Seyyid Ataullah Efendi 17 Cemâziyelevvel 1228/ 18 Mayıs 1813
7 Maraş Müftüzâde Hacı Ali Arif Efendi 20 Cemâziyelâhir 1228/
20 Haziran 1813
8 Maraş Hacı Ali Efendizâde Seyyid Ataullah Efendi
(Müftüzâde Hacı Ali Arif Efendi’nin vefatının akabinde 2. kez atanmıştır.) 20 Şevvâl 1228/
16 Ekim 1813
9 Maraş Vâizzâde Seyyid Ali Kamil Efendi
(2. kez göreve gelmiştir.) 5 Rebîülevvel 1231/
4 Şubat 1816
10 Maraş Hacı Ali Efendizâde Seyyid Ataullah Efendi
(3. kez atanmış, uygunsuz davranışlarından dolayı görevinden alınmıştır.) 21 Muharrem 1232/
11 Aralık 1816
11 Maraş Vaizzâde Seyyid Mehmed Mahir Efendi 21 Şaban 1235/
3 Haziran 1820
12 Maraş Ferikzâde Ahmed Efendi
(2. kez atanmış, uygunsuz davranışlarından dolayı görevinden alınmıştır.) 25 Muharrem 1238/
12 Ekim 1822
13 Maraş Vaizzâde Seyyid Mehmed Mahir Efendi (2. kez) 5 Receb 1238/
18 Mart 1823
14 Maraş Müftüzâde Hacı Ali Arif Efendi
(Vaizzâde Seyyid Mehmed Mahir Efendi’nin vefatının akabinde 2. kez atanmıştır. Uygunsuz davranışlarından dolayı görevinden alınmıştır.) 3 Receb 1239/
4 Mart 1824
15 Maraş Hacı Ali Efendizâde Seyyid Ataullah Efendi
(4. kez atanmış, uygunsuz davranışlarından dolayı görevinden alınmıştır.) 27 Safer 1240/
21 Ekim 1824
16 Maraş Müftüzâde Hacı Ali Arif Efendi
(3. kez göreve gelmiştir.) 8 Cemâziyelâhir 1241/
18 Ocak 1826
17 Maraş Ferikzâde Ahmed Efendi
(Müftüzâde Hacı Ali Arif Efendi’nin vefatının akabinde 3. kez atanmıştır.) 23 Rebîülahir 1243/
13 Kasım 1827
18 Maraş Müftüzâde Ahmed Necib Efendi
(Ferikzâde Ahmed Efendi’nin vefatının akabinde) 29 Şevvâl 1260/
11 Kasım 1844
19 Maraş Hacı Hasan Fehîm Efendi 13 Cemâziyelâhir 1262/
8 Haziran 1846
20 Maraş Hacı Ömer Efendi
(Hacı Hasan Fehim Efendi’nin vefatının akabinde atanmış, uygunsuz davranışlarından dolayı görevinden alınmıştır.) 11 Rebîülâhir 1268/
3 Şubat 1852
21 Maraş İbrahim Evliyâ Efendi 25 Zilhicce 1270/
18 Eylül 1854
22 Maraş Hacı Ali Efendi
(Görevindeki ehliyetsizliği sebebiyle azl edilmiştir) 5 Zilhicce 1274/
17 Temmuz 1858
23 Maraş Karsî İbrahim Efendi 5 Zilhicce 1276/
24 Haziran 1860
24 Maraş Musa Efendizâde Mehmed Tevfik Efendi
(Karsî İbrahim Efendi’nin vefatının akabinde) 16 Rebîülâhir 1289/
23 Haziran 1872
25 Maraş Kale İmamızâde Osman Efendi
(Musa Efendizâde Mehmed Tevfik Efendi’nin vefatının akabinde göreve gelmiş, uygunsuz davranışlarından dolayı görevinden alınmıştır.) 11 Safer 1296/
4 Şubat 1879
26 Maraş Mustafa Efendi 28 Rebîülâhir 1301/
26 Şubat 1884
27 Maraş Ferikzâde Mustafa Efendi 9 Muharrem 1303/
18 Ekim 1885
28 Maraş Süleyman Efendi 9 Şevvâl 1327/
24 Ekim 1909
29 Maraş Hacı Mehmed Efendi 19 Receb 1329/
16 Temmuz 1911

Meşîhat Arşivi’ndeki Müftü defterleri ve belgeleri üzerinde yapılan araştırma neticesinde Maraş’ta 1809-1924 yılları arasında görev yapmış 29 Müftüden; Müftüzâde Seyyid Hacı Mahmud Efendi, Vâizzâde Seyyid Ali Kâmil Efendi, Hacı Ali Efendizâde Seyyid Ataullah Efendi ve Vâizzâde Seyyid Mehmed Mahir Efendilerin “seyyid” olduğu anlaşılmıştır.
Elbistan’da Görev Yapan Müftüler
Sıra No Vilayet/
Sancak/
Kaza Müftünün İsmi Tayin Tarihi
1 Elbistan Ramazan Efendi –
2 Elbistan Seyyid Hacı Mehmed Efendi –
3 Elbistan Ramazan Efendi
(2. kez göreve gelmiştir.) 15 Receb 1224/
26 Ağustos 1809
4 Elbistan Hacı Ömerzâde Seyyid Hacı Mehmed Efendi
(Kızılhisar’a nefy olunmuştur.) 15 Receb 1227/
25 Temmuz 1812
5 Elbistan Seyyid Hacı Mehmed Efendi
(2. kez göreve gelmiştir.) 23 Cemâziyelâhir 1229/
12 Haziran 1814
6 Elbistan Seyyid Ömer Hulûsi Efendi 5 Cemâziyelevvel 1230/
15 Nisan 1815
7 Elbistan Çunekzâde Hacı Mehmed Efendi 22 Rebîülâhir 1231/
22 Mart 1816
8 Elbistan Hasan Efendizâde Seyyid Abdullah Efendi (Uygunsuz davranışlarından dolayı görevinden alınmıştır.) 5 Şaban 1231/
1 Temmuz 1816
9 Elbistan Müftüzâde Hacı Mehmed Efendi
(Uygunsuz davranışlarından dolayı görevden alınmıştır) 30 Receb 1232/
15 Haziran 1817
10 Elbistan Ramazan Efendi
(3. kez göreve gelmiştir.) 9 Şaban 1233/
14 Haziran 1818
11 Elbistan Seyyid Şeyh Abdullah Efendi 1234 (1818/1819)
12 Elbistan Ramazan Efendi
(4. kez göreve gelmiştir.) 5 Zilkâde 1235/
14 Ağustos 1820
13 Elbistan Seyyid Şeyh Abdullah Efendi
(2. kez göreve gelmiştir.) 22 Ramazan 1237/
12 Haziran 1822
14 Elbistan Yemenizâde Hacı Abdullah Efendi 17 Safer 1241/
1 Ekim 1825
15 Elbistan Seyyid Ömer Efendi
(Yemenizâde Hacı Abdullah Efendi’nin vefatının akabinde göreve gelmiştir.) 13 Şaban 1243/
29 Şubat 1828
16 Elbistan Hasan Efendizâde Seyyid Mehmed Şerif Efendi 27 Şaban 1246/
10 Şubat 1831
17 Elbistan Halil Efendizâde Ömer Efendi 13 Muharrem 1252/
30 Nisan 1836
18 Elbistan Karcızâde Hacı Ahmed Efendi
(Halil Efendizâde Ömer Efendi’nin vefatının akabinde göreve gelmiş, uyumsuzluğu sebebiyle görevinden alınmıştır.) 3 Rebîülâhir 1274/
21 Kasım 1857
19 Elbistan Mustafa Râsih Efendi
(Görevindeki ehliyetsizliği sebebiyle azl edilmiştir.) 25 Zilhicce 1274/
6 Ağustos 1858
20 Elbistan Karcızâde Hacı Ahmed Efendi
(2. kez göreve gelmiş, ehliyetsizliği sebebiyle azl edilmiştir.) 9 Receb 1276/
1 Şubat 1860
21 Elbistan Müftüzâde Abdullah Efendi 17 Cemâziyelevvel 1287/ 15 Ağustos 1870
22 Elbistan Müftüzâde Said Efendi
(Müftüzâde Abdullah Efendi’nin vefatının akabinde göreve gelmiştir.) 21 Safer 1296/
14 Şubat 1879
23 Elbistan Hayati Efendi
(Görevindeki ehliyetsizliği ve uygunsuz davranışları sebebiyle azl edilmiştir.) 23 Rebîülevvel 1298/
23 Şubat 1881
24 Elbistan Ömer Efendi
(Hayati Efendi’nin vefatının akabinde göreve gelmiş, çok yaşlı olması sebebiyle görevinden azledilmiştir.) 27 Şevvâl 1306/
26 Haziran 1889
25 Elbistan Karcı Hacı Ahmed Efendizâde Hacı İshak Hîbetullah Efendi
(Görevindeki ehliyetsizliği ve uygunsuz davranışları sebebiyle azl edilmiştir.) 29 Zilhicce 1308/
5 Ağustos 1891
26 Elbistan Hacı Emin Efendi 24 Şaban 1315/
18 Ocak 1898
27 Elbistan Karcı Hacı Ahmed Efendizâde Hacı İshak Hibetullah Efendi
(2. kez göreve gelmiştir.) 29 Şaban 1324/
18 Ekim 1906
28 Elbistan Mustafa Feyzi Efendi 23 Safer 1329/
23 Şubat 1911
29 Elbistan Güllüzâde Ahmed Efendi 4 Muharrem 1336/
20 Ekim 1917

Meşîhat Arşivi’ndeki Müftü defterleri ve belgeleri üzerinde yapılan araştırma neticesinde Elbistan’da 1809-1924 yılları arasında görev yapmış 29 Müftüden; Hasan Efendizâde Seyyid Mehmed Şerif Efendi, Seyyid Şeyh Abdullah Efendi, Seyyid Ömer Efendi, Seyyid Abdullah Efendi, Seyyid Şeyh Abdullah Efendi, Hasan Efendizâde Seyyid Abdullah Efendi, Seyyid Ömer Hulusi Efendi, Seyyid Hacı Mehmed Efendi ve Hacı Ömerzâde Seyyid Hacı Mehmed Efendiler “seyyid” olarak ifade edilmiştir.
Maraş ve Elbistan Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamları:
Sıra no Vilâyet/Sancak/
Kaza Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamı Tayin Tarihi
1 Maraş ve Elbistan Seyyid Ömer Efendi 1 Safer 1177 /
11 Ağustos 1763
2 Maraş ve Elbistan Müftüzâde Seyyid Feyzullah Efendi 1 Rebîülevvel 1178/
29 Ağustos 1764
3 Maraş ve Elbistan Veli Efendizâde Seyyid Ahmed Efendi 1 Şevvâl 1178/
24 Mart 1765
4 Maraş ve Elbistan Seyyid Feyzullah Efendi
(2. kez göreve gelmiştir.) 1 Şevvâl 1184/
18 Ocak 1771
5 Maraş ve Elbistan Seyyid Ataullah Efendizâde Seyyid Mehmed Efendi
(2. kez göreve gelmiştir.) 1 Muharrem 1185/
16 Nisan 1771
6 Maraş ve Elbistan Veli Efendizâde Seyyid Ahmed Efendi
(2. kez göreve gelmiştir.) 15 Cemâziyelevvel 1185/
26 Ağustos 1771
7 Maraş ve Elbistan Seyyid Ataullah Efendizâde Seyyid Mehmed Efendi
(3. kez göreve gelmiştir.) 15 Zilhicce 1185/
20 Mart 1772
8 Maraş ve Elbistan Veli Efendizâde Seyyid Ahmed Efendi
(3. kez göreve gelmiştir.) 15 Şaban 1187/
1 Kasım 1773
9 Maraş ve Elbistan Seyyid Mahmud Efendi 1210’dan önce
(1795-1796)
10 Maraş ve Elbistan Nakibzâde Seyyid Mahmud Efendi 1210/1795-1796
11 Maraş ve Elbistan Müftüzâde Seyyid Hacı Ali Efendi (Uygunsuz hareketleri sebebiyle azl edilmiştir.) Cemâziyelevvel 1214/
Ekim 1799

12 Maraş ve Elbistan Seyyid Mahmud Efendi 1 Zilkâde 1214/
27 Mart 1800
13 Maraş ve Elbistan Nakibzâde Seyyid Mehmed Şakir Efendi 1 Cemâziyelâhir 1215/
20 Ekim 1800
14 Maraş ve Elbistan Seyyid Mahmud Efendi
(2. kez göreve gelmiştir.) 1216/1801-1802
15 Maraş ve Elbistan Seyyid Mahmud Efendi’nin biraderi Seyyid Mehmed Ata Efendi 1 Şaban 1217/
27 Kasım 1802
16 Maraş ve Elbistan Veli Efendizâde Seyyid Mehmed Efendi 1 Rebîülevvel 1220/
30 Mayıs 1805
17 Maraş ve Elbistan Seyyid Mehmed Ata Efendi
(2. kez göreve gelmiş, su-i hâli sebebiyle azledilmiştir.) 1 Rebîülâhir 1220/
29 Haziran 1805
18 Maraş ve Elbistan Seyyid Mehmed Arif Efendi
(2. kez göreve gelmiştir.) 1 Muharrem 1221/
21 Mart 1806
19 Maraş ve Elbistan Seyyid Ataullah Efendi 1232/1816-1817
20 Maraş ve Elbistan Seyyid Mehmed Sabit Efendi 1260/1844-1845
21 Maraş ve Elbistan Seyyid Ali Rıza Efendi 3 Ramazan 1295
31 Ağustos 1878
22 Maraş Şeyh Ziyâizâde/Zâizâde/Dayızâde Mehmed Efendi
(Seyyid Ali Rıza Efendi’nin vefatının akabinde) 1331 (1912/1913)
23 Elbistan Seyyid Mustafa Kâmil Efendi 25 Cemâziyelâhir 1331
1 Haziran 1913

Osmanlı Devleti’nde Nakîbü’l-eşrâflık Müessesesinin kuruluşundan itibaren Maraş ve Elbistan kazalarına tek bir Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamı tayin edilmiştir. Ancak 1331/1912 yılında Maraş ve Elbistan’a ayrı Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamları atanmıştır. H.1295 yılına kadar Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamlığı daha kısa süreli olmuş, bu tarihten sonra göreve gelen Seyyid Ali Rıza Efendi’nin çok uzun süre bu görevde kaldığı görülmüştür. Seyyid Ali Rıza Efendi’nin vefatıyla yerine Şeyh Ziyâizâde Mehmed Efendi, Maraş’ın son Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamı olmuştur. Elbistan’a ise Seyyid Mustafa Kâmil Efendi atanmıştır. Maraş’ta “Nakibzâde”, “Müftüzâde” ve “Veli Efendizâde” gibi meşhûr seyyid aileleri Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamlığı görevini üstlenmişlerdir. Seyyidlere iktisadi ve sosyal açıdan bazı imtiyazlar tanınsa da hukukî noktada her hangi bir ayrıcalık tanınmamıştır. Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamı Seyyid Mehmed Sabit Efendi hakkındaki şikâyet üzerine muhakemeye alınmıştır. Yine Müftüzâde Seyyid Hacı Ali Efendi ve Seyyid Mehmed Ata Efendi uygunsuz hareketleri sebebiyle görevlerinden azl edilmiştir.
4- Maraş’ta Görev Yapmış Meşhûr Seyyid Ailelerinden Seyyid Mustafa Kâmil Efendi
Ailesi ve Doğumu
Seyyid Mustafa Kamil Efendi 1831-32 yılında Musul’da dünyaya gelmiştir. Babası ulemâdan ve Sâdât-ı Hüseyniyye’den Elbistan meclis idâre azası Nakîbzâde Seyyid Mehmed Efendi (ö. 24 Şubat 1294)’dir.
Şeyhülislamlığa sunduğu tercüme-i hâl varakasında kendisini orta boylu, ela gözlü, kumral sakallı ve buğday tenli olarak resmeden Seyyid Mustafa Kamil Efendi’nin şöhreti “Nakîbzâde”, lakabı Nakîbü’l-eşrâf’tır. Babasının Nakîbü’l-eşrâf olmasından dolayı bu isimle şöhret bulmuştur.
Seyyid Mustafa Kâmil Efendi, baba tarafından Elbistan’nın yaklaşık 500 yıllık kadim ailesi olan Abdülbâri Seyyid Nurullah Çelebi sülalesinden ve Nakîbü’l-eşraf kaymakamı Ali Efendi’nin neslinden gelmektedir. Anne tarafından ise Elbistan kasabası müsellemi Hacı Ahmed Ağa’nın torunlarındandır.
Tahsil Hayatı
Seyyid Mustafa Kamil Efendi tahsil hayatına 6 yaşında Elbistan kazasın’daki sıbyan mektebinde başlamış, Hacı Şaban mahallesindeki mekteb-i ibtidâi muallimi Sinanzâde Hacı Ahmed Efendi’den Kur’ân-ı kerîm, ilmihâl, emsile, bina ve maksud okumuştur. Akabinde mahalli mekteb-i rüşdiyesinde ilm-i hesâb, hendese ve coğrafya gibi fenni ilimleri tahsil etmiş, ancak bu yıllarda evlendiğinden eğitimini tamamlayamamıştır.
Seyyid Mustafa Kamil Efendi 20 yaşında tekrar ilim tahsiline kaldığı yerden devam etmiş, 1882 yılında Hasan Efendizâde Mehmed Efendi’den sarf, nahiv; Maraş müderrisi İsmail Efendi’den Fenâri ve Tasavvuratı okuduktan sonra Kasım 1887’de İstanbul’a gelmiştir. Bâyezid camii dersiâmlarından hazine-i evkâf-ı hümâyûn meclisi reisi Kuyucaklı Abdurrahman Nafiz Efendizâde Seyyid Mehmed Âtıf Beyefendi’nin ilim halkasına katılarak bu hoca efendiden icâzet almıştır.
Devrin kadılarının yetiştirildiği ve bugünkü manada bir nevi Hukuk Fakültesi sayılan Mekteb-i Nüvvâb’da eğitim görmüş ve üstün başarı ile geçen öğrencilik hayatının ardından bu fakülteden mezun olmuştur. 12 Aralık 1893’de ibtida-i dâhil ruûs-ı hümâyûnu almıştır.
Hizmetleri
Seyyid Mustafa Kamil Efendi, 16 Haziran 1893’de 28 yaşında Merciiyyun kazası nâibliği ile başladığı memuriyetini, 24 Şubat 1896’da Urla nâibliği, 17 Eylül 1898’de Hısnımansur nâibliği, 31 Mayıs 1900’de Enderin nâibliği, 10 Aralık 1903’de Çal kazası nâibliği ve 14 Eylül 1906’da Hacin nâibliği görevi ile devam ettirmiştir. Hacin nâibliği görevindeyken ailevi sıkıntılarından dolayı Melankoli hastalığına yakalanmış ve görevinden ayrılmak zorunda kalmıştır. Tedavi sürecinden sonra iyileşerek 14 Mart 1908’de Elbistan kazası müderrisliği ile memuriyet hayatına geri dönmüştür. 25 Haziran 1910’da Elbistan kazası müftülüğünü vekâleten yürütmüş, 3 Eylül 1911’de müderrislik görevi ile birlikte Elbistan kazası mahkeme-i şer‘iyye ikinci katibliğine tayin edilmiştir. 12 Aralık 1893’de ibtida-i dâhil, 13 Nisan 1901’de musıla-i sahn ruûs-ı hümâyûnu almıştır.
Eserleri
Seyyid Mustafa Kâmil Efendi, Tarikat-ı Nebeviyye hakkında Minhacü’l-müminin isimli bir risâle telif etmiştir. Bu risalenin mukaddimesinde nesebine açıklık getirmiş ve tahsil hayatından bahsetmiş ve ilim yolculuğunda karşılaştığı güçlüklerden söz etmiştir. Risâlesinin bir nüshası Meşîhat Arşivi’ndeki sicil-i ahvâl dosyasında mevcuttur (Özalp, 2007).
[Eserinden bir kesit:]

“Sâliki bulunduğum Tarikat-ı Nebeviyye hakkında te’lif-kerde-i âcizânem olan Minhâcü’l-Müminin risâle-i şerîfesinin sûretidir:
Minhâcü’l-Müminîn
Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi Rabbi’l-âlemin ve’s-salâtü ve’s-selâmu alâ Seyyidi’l-Mürselîn ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn emmâ ba‘d: malûm ola ki dâ‘î-i dîrîneleri makâm-ı Ashâbi’l-Kehf civârında vâki Elbistan kasabasında cibilliyet ve nikâbetiyle beş yüz seneyi mütecâviz zaman derûnunda bütün ahalisinin teveccüh ve muhabbetlerini kazanmış olan Abdülbâri es-Seyyid Nurullah Çelebi sülalesinden ve Nakîb Ali Efendi evlâdından Nakîb Mustafa Kâmil b. Nakîb Mehmed olup yirmi yaşıma değin sabâvet ve cehâlet fırtınaları arasında yuvarlandıktan sonra sünûhât-ı Samadâniyye ufk-ı âlâdan tulû etmekle muhabbetullâh ve müsteînen billâh mukaddime-i allâm olan emsileden bed’ ve mübâşeret eyledim ve tahsil-i ulûm-ı âliyye uğrunda her türlü mihnet ve meşakkate tahammül-i âlâm ederek yedi sene zarfında bütün değil ise de izâle-i ihtiyaç edecek miktar ulûm ve fünûn-ı mütenevvia-i zâhiriyyeden öğrendim ve netice-i tahsilde Deraliyye dersiâmlarından Mukaddimetü’l-Habeşî olan ve Hazine-i Evkâf-ı Hümâyûn Reisi bulunan sâhibü’s-saâdeti ve’l-kemâl Kuyucaklı Abdurrahman Nâfiz Efendizâde Mehmed Atıf Beyefendi hazretlerinin halka-i tedrisinden icâzetnâme aldım ve bu esnada emvâc kaza tarik-i niyâbete sevk edip yine Deraliyye’de bulunan Muallimhâne-i Nüvvâbdan bir kıta şehâdetnâme alarak on dört senede Gavtahar-ı kaza ve niyâbet oldum ve vakt-i niyâbetimde dahi boş ve hâli durmayıp ecille-i mutasavvıfenin kitablarını mutâlaa ile dekâık-ı manalarına sarf-ı müfekkire-i azîmet ve rûhâniyet-i Hazret-i Şeyh Abdülkadir’e bi’l-istinâd Esmâ-i Hüsnâ kıraatine muvâzabetle “Mûtû kable en temûtû” burcuna vâsıl oldukta câzıbe-i nûr-i Hüdâ ve sâıka-i kaza ve manaya tutuldum bunda dahi tamam-ı yedi sene gâh avâlim ulviyetten zuhura gelen mana-yı hüküm ve hükümete ve gâh sâika-i kazadan nüzul eden kahr ve mezellete mukâvemetim semeresi olarak sıhhatim mübeddel-i afiyet ve muhattem-i sâha-ârâ-yı rahat ve selâmet olmakla hakikat-i mana cilvesâz-ı mukârenet-i ufk-ı âlâ olarak inkişafa bir mikdar istidâd-ı kalbiyye hâsıl oldu ise de esnâ-yı tecelliyâtımda her hangi tarikate intisaba meyl ve rağbet eyledim ise de râbıta ve icâzetim ale’r-râvi’s-sahih ve esnadi’s-sahih İmam-ı Azam ve himâm-ı akdem Ebû Hanife Numan b. Sâbit rahmetullâhi aleyh hazretlerine ve ondan Ali ibn-i Ebû Talib ve Abdullah b. Mesud radıyallâhu ahnu teâla anhumâ hazerâtına ve onlardan da bi-nefsihî sallallahu teâla aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerine merbût ve müntehâ olduğundan hiçbir tarikate duhûl ve intisabıma işâret-i sallallahu aleyhi ve sellem râzı olmayıp ancak kâffe-i sünnet ve şeriati câmi olmak ve el-yevm mezâhib-i râbia-i seniyye dâhilinde bulunan kâffe-i tarikatın hasâisi ve fezâilini hâiz bulunmak ve fî zamaninâ hâza tarikat yüzünden beyne’l-İslam zuhura getirilen ihtilaf ve tefrikayı dahi hallederek “va‘tasımû bi-hablillâhi cemîan ve lâ teferrakû” mazmûn-ı şerîfine ümmet-i Muhammedî cem ve telif etmesi hâdim olabilmek üzere “Tarikat-i Nebeviyye” nâmında bir usûl-i talim tertibine işâret-i hissiyye vuku bulmağla işbu talimnâmenin tertib ve telifine mübâderet eyledim ihvân-ı dinden memul-i abîdânem budur ki işbu risâleyi basiret üzere mütalaa ederek zıll-ı serîi’z-zevâl hükmünde olan hayat-ı müsteârın servet ve tebasına mağrur olmayıp cenâb-ı Rabbü’l-âlemînin rıza-yı şerîfi ve Hazret-i Nebi ve nişân sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem efendimizin şefaat-i nebeviyyesini kayb etmemek üzere beyne’l-İslam muhâlefet ve mugâyir-i kalbiyyeyi kaldırarak “Ke-ennehum bünyânun mersûs” üzere ittihâd ve ittifaka bezl-i makderet olunmak gerekdir zira İslamiyet ile insaniyet yek dil ve vücud olup her ikisi de bir küll-i âdâb ve şeriat ile çizilmiş bir harita dairesinde bulunduklarından bu haritayı tecavüz edenler dahi fi’l-vâki dünyada bir müddet refâhiyet tahayyül ederler ise de ukbâda hüsrân-ı azîmet olacakları şüphesizdir. Hasbünallâh ve nime’l-Vekil ve nime’l-Mevlâ ve nime’n-Nasîr. Âmin.
Bâb-ı evvel: Efrâd-ı tarikatın sülük ve akâid-i diniyyesi hakkında talimât-ı ilmiyyesi beyânındadır.
Bâb-ı sânî: Efrâd-ı tarikatın tasavvur ve tasavvufât-ı itikâdiyyesi beyânındadır.
Bâb-ı sâlis: Efrâd-ı tarikatın tezhîb-i ahlakı hakkında talimat-ı vicdâniyyesi beyânındadır.
Bâb-ı râbi: Efrâd-ı tarikatın uhuvvet-i diniyye ve milliyesi hakkında mükellef olduğu vazâif-i insâniyyesi beyânındadır.
Bâb-ı hâmis: Efrâd-ı tarikatın salâhiyetdâr olduğu hukûk-ı meşrutiyeti beyânındadır.
Hâtime: Bâb-ı Evliya beyânındadır.
Böylece 41 maddeden oluşan bir risâle kaleme alarak “İşbu risâle-i âcizânem her ne kadar ufacık bir risâle ise de mana cihetinden cemî-i mufaddalâtın zübde ve hülâsası olup otuz senelik tecârib-i adîdimden husûsa getirilmiş bir fezleke olduğundan meziyet-i diniyye ve dünyeviyyesi makâm-ı Meşîhat-ı ulyâ tarafından takdir buyurularak padişahımız efendimiz hazretlerine arz ve nüshalarının tabıyla ahali ve memuriyet-i mevcûde-i İslamiyyeyi ahkâmını icraya delâlet buyrulacak olunur ise dîni ve dünyevi pek âlî bir hizmet-i diniyye ve şer‘iyyede bulunmuş olacağını arz ve ifade eylerim ol bâbda fermân” ifadeleriyle 7 Haziran 1912 tarihinde Şeyhülislamlığa takdim etmiştir.
Elbistan Nakibü’l-eşraf Kaymakamı Mustafa Kamil Efendi’nin Mürâseleleri:

Nikâbet-i dâiyânem hakkındaki vesîka-i şer‘iyyenin sûreti
Sicil Numarası: 325
Boy orta, göz ela, buğday renkli, kumral sakal, alâmet-i fârika tam
Bâlâda eşkâl-i mahsûsası muharrer a‘lamu’l-ulemâ ve efdalü’l-fuzalâ es-Seyyid Nakîb Mustafa Kâmil Efendi, Nakîb Mehmed ve Nakîb Mehmed, Büyük Nakîb Mehmed ve Büyük Nakîb Mehmed, Nakîb Hasan ve Nakîb Hasan, Nakîb Koca Mustafa ve Nakîb Koca Mustafa, Nakîb Ali Efendi’nin ve Nakîb Ali Efendi, Ahmed Çelebi ve Ahmed Çelebi, İbrahim Çelebi ve İbrahim Çelebi, Hasan Çelebi ve Hasan Çelebi diğer İbrahim Çelebi ve bu dahi Halil Çelebi ve Halil Çelebi, Şaban Çelebi ve Şaban Çelebi, Nurullah Çelebi evlâdından olup beş yüz seneyi mütecâviz işbu beldemiz olan Elbistan kasabasında Çelebiyet ve Nikâbet beynimizde meşhûr ve marûf ve ilâ yevminâ hâza şerâfet-i asliye ve zâtiyesini gâib etmemekte bulunduğu meşhûd ve mâlumumuz olduğunu mübeyyin işbu şehadetnâmemiz verildi.
Fî 25 Rebîülevvel sene 1320/[2 Temmuz 1902].
İşbu şehâdetnâmede imzâ ve mühürleri mevzu ulemâdan ve tarikât-i aliyye-i Nakşibendiyyeden Hüseyin Efendizâde Reşâdetlü Hacı Şakir Efendi ve ulemâdan aşağı câmi-i şerîf İmamı Sinanzâde Ali İlmi Efendi ve müderrisi ulemâdan Mikatlızâde Hoca Ahmed Efendi ve ulemâdan Darbkapı câmi-i şerîfi Hatibi Ali Efendizâde Hacı Süleyman Efendi ve câmi-i şerîf-i mezkûr imamı Hattatzâde Mehmed Efendi ve ulemâdan Maktelizâde Mehmed Efendi ve eşrâf-ı mahalliyeden Hacı Mustafa Efendizâde el-Hâc Ali Rıza Efendi ve Molla Osmanzâde Osman Efendi ve Yüzügüllüzâde Mustafa Râsih Efendi ve Hacı Hüseyin Efendizâde Abdullah ve Hacı Ahmed Efendi ve Yüzügüllüzâde Hüseyin Efendi ve Mehmedzâde Zarif ve Arif Ağalar ve Hasan Ağazâde Ali Efendi ve Ömer Ağazâde Molla Mehmed Efendi ve Hamzazâde Mehmed Hulusi Efendi ve Hacı Mahmudzâde Mahmud Efendi ve muhtar-ı mahalle Hacızâde Ahmed Feyzi ve heyet-i ihtariyye azâsından Hacızâde Mehmed Efendi ve Köşker Hasan Ağazâde Mustafa Efendi kazaca zevât-ı mutebere ve ehl-i sîka ve itimaddan olup münderecât-ı şehâdetnâme dahi muvâfık-ı sıhhat ve hakîkat olduğu lede’ş-şer‘i’l-enver tahakkuk ve tebeyyün etmekle tasdik kılındı deyu nâib-i esbâk Hüseyin Hilmi Efendi’nin fî 28 Rebîülevvel sene 1320 ve fî 19 Haziran sene 1318 tarih ve üç yüz yirmi beş numaralı sicilinde mukayyed ve mazbût vesîka-i şer‘iyyenin sûret-i müseccelesi olduğunu tasdik eylerim.
Fî 10 Cemaziyelâhir sene 1330/[27 Mayıs 1912].
Nâib-i kazâ-i Elbistan
Mustafa Said

Merciiyyûn Niyâbetine Tayin olunduğuma dair mürâsele-i şer‘iyye sûretidir
İzzet-meâb şeriat-nisâb Mekteb-i Nüvvâbtan mahreç Mustafa Kâmil Efendi kâmyâb
Bade’t-tahiyyeti’l-vâfiye inhâ olunur ki Beyrut vilâyeti dâhilinde kâin Merciiyyûn kazasında umûr-ı ahkâm-ı şer‘iyyesi meclis-i intihâb-ı hükkâmi’ş-şer‘den vâki olan ifade üzerine zât-ı sâmi-i Hazret-i Fetvâ-penâhinin re’y ve tensiblerine nezâret-i âmmemize binâen 1310 senesi Zilhicceti’ş-şerîfe gurresinden itibaren uhde-i behiyyenize ihâle ve tevfîz olunmuştur gerektir ki kazâ-i mezkûru gurre-i mezbûreden bi’n-niyâbe zabt edip beyne’l-ahâli icrâ-yı ahkâm-ı şer‘-i âliye sây ve gayret ve vuku-yâfte olan muhallefât-ı müteveffâ-yı askeriyenin mûceb-i tahrir olanlarını tahrîr ve terkîm ve beyne’l-verese bi’l-farîzati’ş-şer‘iyye tevzi ve taksîm hususuna ihtimâm ve dikkat eyleyesiz ve’s-selâm.
El-fakîr Kevâkibîzâde es-Seyyid Mehmed Atâullah el-Kadı bi-Asker-i Anadolu
Mehmed Atâullah
Meclis-i İdâre-i kazâ-i Merciiyyûn Numara 27
Merciiyyûn kazâsı nâibi olup iki senelik müddet-i muayyenesi hitâm bulmakta olan Mekremetlü Mustafa Kâmil Efendi seciyye-i behiyye ve rüyet ve hilye-i mergûbe-i sadâkat ve iffet ile tezyîn-i kadr ve liyâkat etmiş dâiyândan olup kazâ-i mezkûrda bulunduğu müddetçe umûr-ı şer‘iyye ve adliyece kâfi-i harekâtı gayûrâne ve mukaddemâne olarak kavânin-i aliyye ve nizâmât-ı seniyye-i mevzûiyyeye tevfîk ile itâf-ı celîleye kesb-i istihlâl-i memdûhiyet eylemiş ve buraca bir gûnâ emvâl-i emiriyyeden ve eytâm sandığı olmamasına nazaran aidâtından dahi görülememiş olduğundan beyân-ı hâl siyâkında işbu mazbata tanzim ve tahtîm kılındı.
Fî 25 Şevvâl sene 1312 ve fî 8 Nisan sene 1311/[20 Nisan 1895].
Merciiyyûn kaymakamı Ömer Sıdkı; Mal müdürü Selim Eyüb; Tahrirat Kâtibi Mustafa; Azâ Hüseyin; Azâ İsmail; Azâ Ferhat
Numara 42
Mûmâ-ileyhin hukûk-ı şahsiyyeden dahi zimmeti olmadığı tahkikât-ı mahsûsadan anlaşılmakla tasdik olunur.
Fî 27 Nisan 1341
Merciiyyûn kaymakamı Ömer Sıdkı; Mal müdürü Selim Eyüb; Tahrirat Kâtibi Mustafa; Azâ Hüseyin; Azâ İsmail; Azâ Ferhat
Numara 103
İnkizâ-yı müddet-i örfiyyesine mebni Merciiyyân kazâsı niyâbetinden infisâl-i tabîisi vuku bulan Mekremetlü Mustafa Kâmil Efendi’nin mezkûr niyâbette bulunduğu müddetçe vazife-i mevkûlesi ahkâm-ı şerîat-ı mutahhara ve kavânin ve nizâmât-ı mevzûiyyeye tevfikan ikdâm ve gayretle hüsn-i rüyet ve temşiyet eylediği gibi emvâl-i emiriyye ve tekâüdiyye ile hukûk-ı şahsiyyeden bir gûnâ zimmet ve ilişiği kalmadığı kazâ-i mezkûr meclis idaresinin bâlâdaki mazbatası mevâdından anlaşılmağla tasdik olunur.
Fî 28 Zilhicce sene 1312 ve fî 10 Mayıs sene 1311/[2 Temmuz 1894].
Vâli-i Beyrut Abdülhalık en-Nasûhi; Nâib Yunus Vehbi; Defterdar es-Seyyid İbrahim; Mektûbi Abdullah Necib; Müftü Abdülbasıt; Azâ es-Seyyid Mehmed b. Esad; Azâ es-Seyyid Hasan; Azâ Hasan
Urla kazası Niyâbet-i Şer‘iyyesine
İzzet-meâb şeriat-nisâb Mekremetlü Merciiyyûn Nâib-i sâbıkı Mustafa Kâmil Efendi kâm-yâb
Bade’t-tahiyyeti’l-vâfiye inhâ olunur ki Aydın vilâyeti dâhilinde kâin Urla kazasının umûr-ı ahkâm-ı şer‘iyyesi meclis-i intihâb-ı hükkâmi’ş-şer‘den vâki olan ifade üzerine zât-ı sâmi-i Fetvâpenâhinin re’y ve tensiblerine ve nezâret-i âmiremize binâen 1313 senesi Şevvâlü’l-mükerreminin onuncu gününden itibaren uhde-i behiyyenize ihâle ve tevfîz olunmuştur gerektir ki kazâ-i mezkûru yevm-i mezbûrdan bi’n-niyâbe zabt edip beyne’l-ahâli icrâ-yı ahkâm-ı şer‘-i âliye sây ve gayret ve vuku-yâfte olan muhallefât-ı askeriyenin mûceb-i tahrîr ve terkîm ve beyne’l-verese bi’l-farîzati’ş-şer‘iyye tevzi ve taksîm hususuna ihtimâm ve dikkat eyleyesiniz ve’s-selâm.
El-fakîr Kevâkibîzâde es-Seyyid Mehmed Atâullah el-Kadı bi-Asker-i Anadolu
Mehmed Atâullah Numara: 191
Urla Niyâbet-i Şer‘iyyesi Cânib-i Fâzılânesine
Mekremetlü efendim bâ-mazbata sebk eden arz ve işâra cevaben iki mah temdîd-i müddet memuriyetinize dair vârid olup fî 6 Kanûn-i sânî sene 1313 tarih ve iki yüz yirmi yedi numaralı zeylnâme-i âli-i cenâb-ı vilâyet-penâhi ile tebliğ buyrulan fî 7 Kanûn-i evvel sene 1313 tarih ve dört yüz seksen iki numaralı tahrirât-ı aliyye-i Meşîhat-penâhi sûreti bâlâya nakl edilmekle beyân-ı tebşir-i keyfiyet ibtidâr olunur efendim.
Fî 29 Şaban sene 1315 ve fî 10 Kânûn-i sânî sene 1313/[22 Ocak 1898].
Urla kaymakamı Hasan Hulûsi
Vilâyet-i celileye takdim olunan fî 8 Teşrîn-i evvel sene 1313 tarih 131 numaralı arizanın sûretidir.
Merkez-i vilâyete merbut Urla kazâsı nâibi ve bidâyet mahkemesi reisi faziletlü Mustafa Kâmil Efendi’nin ikmâl-i müddete bir hafta daha kalmış olduğundan geçende tecdîd-i müddeti ve yahut suver-i âharla memuriyetinde ibkâsı zımnında hoşnûdîsi kazandığı kazâ-i mezkûr umûm-ı ahalisi tarafından tanzim kılınan mahzar ile mahallî meclis idaresinden yapılan mazbata makâm-ı âli-i cenâb-ı düstûru’l-muhaymîlerine takdim kılındığı istihbâr olunmuş ve hakikaten mûmâ-ileyh erbâb-ı iktidar ve nâmustan görülmüş ve bu gibilerin taltîf ve tesrîri muvâfık-ı madelet bulunmuş olmasına mebni mürâcaat-ı vâkıanın hüsn-i kabul ile hayyiz-i husul ve vusulüne mütevakkıf olan muâvenât-ı celile-i cenâb-ı vilâyet-penâhilerinin bî-diriğ ve şâyân buyrulması münâsib gibi mutâlaa olunmuş ise de yine her halde ve ol bâbda emr ve fermân hazret-i men lehu’l-emrindir.
Adliye müfettişi Abdülhalim
5- Maraş Seyyidlerinin Hüccetleri
Osmanlı Devleti’nde bir kimsenin seyyidler sınıfına dâhil olabilmesi ve tanınan imtiyazlardan yararlanabilmesi için Nakîbü’l-eşrâf’ın huzurunda şahitlerin şehâdetiyle seyyidliğini ispatlaması gerekirdi. Nakîbü’l-eşrâf’ın seyyidlik veya şeriflik iddiasının kabulünde iki temel şartı vardır: Birincisi şahitlerin o kişinin seyyidliğini doğrulaması, ikincisi de aile üyelerinde önceki Nakîbü’l-eşrâfların verdiği seyyidlik hüccetinin bulunmasıydı.
Delil, burhan, sened manalarına gelen hüccet, şerʻî mahkemeler tarafından verilen, ilamdan farklı olan ve kadı huzurunda iki tarafın anlaşmaya vardıklarına dair kadının tasdikini gösterir belgedir (Kütükoğlu, 1998: 350). Seyyidlik hücceti ise bizzat Nakîbü’l-eşrâf tarafından düzenlenir ve kişinin seyyidliğinin delilidir. Seyyidlere tanınan iktisadi imtiyazlardan dolayı yerel idarecilerle sorunlar yaşandığında “seyyidlik hücceti” ibraz edilirdi (Uzunçarşılı, 1988: 171).
Maraş Sancağından Bir Siyâdet Hücceti Örneği:
Ashab-ı Kehf sâkinlerinden Seyyid Hüseyin bin Seyyid Hasan’ın siyâdet hücceti:

Siyâdet Hüccetinin Arapçası:
Lemmâ tebeyyene ve zahara bi-ihbâri Mesud b. Veliyyüddin el-munfasıl an medreseti Ashâbi’l-Kehf el-Maraşî ve Fethullah b. Mustafa el-Maraşî min talebeti Mu‘aydzâde ve Fahrü’l-kudât Ahmed b. Yakub el-munfasıl an kazâ-i Muayd el-Elbistânî bi-enne es-Seyyid Hüseyin ibnun sulbiyyun li’s-Seyyid Hasan b. es-Seyyid () eş-şehîr bi-Termidî min sükkâni Ashabi’l-Kehf ve siyâdetuhum ma‘rûfun beyne’n-nâs ve lâ şübhete fîhi fe-inde zâlike ezine Mevlânâ bi-vaz‘i’l-alâmeti alâ ra’sihim iznen mer‘iyyen cerâ zâlike ve hurrire fî evâhir-i şehr-i Ramazan sene 984 [21 Aralık 1576].
Şuhudü’l-hâl: el-mezkûrîn [Es-Seyyid Hasan b. es-Seyyid Pîr Gâib, es-Seyyid Ferruh b. es-Seyyid Mehmed, es-Seyyid Halil b. es-Seyyid Mehmed, es-Seyyid Muhsin b. es-Seyyid Haşim].
Siyâdet Hüccetinin Tercümesi:
Elbistan’ın Muayd [Maraş] kazasından ayrılmış Yakub oğlu fahrü’l-kudât Ahmed ve Saidzâde talebelerinden Maraşlı Mustafa oğlu Fethullah ve Maraş’da Ashâb-ı Kehf Medresesi’nden ma‘zûl Veliyyüddin oğlu Mesud’un haber vermeleriyle; Ashâb-ı Kehf sâkinlerinden Termidli diye bilinen Seyyid () oğlu Seyyid Hasan’ın öz oğlu Seyyid Hüseyin’in siyâdeti ortaya çıkmış ve kesinleşmiştir. Onun seyyidliği toplum içinde bilinmektedir ve bunda da şüphe yoktur. Bunun üzerine Efendimiz (Nakîbü’l-eşrâf) bu kişinin başına alâmet koymasına (yeşil sarık sarmasına) izin vermiştir ve bu izin hukuken geçerlidir. Bu siyâdet hücceti Ramazan ayının sonlarında 984/1576 tarihinde yazılmıştır.
Şahitler: Yukarıda adı geçenler [Es-Seyyid Hasan b. es-Seyyid Pîr Gâib, es-Seyyid Ferruh b. es-Seyyid Mehmed, es-Seyyid Halil b. es-Seyyid Mehmed, es-Seyyid Muhsin b. es-Seyyid Haşim].
6- Maraş Seyyidlerinin Sosyal İlişkileri
Maraş Seyyidleri mallarına eşkıyalar tarafından el konulması, beratları olduğu halde vakıflardaki zâviyedarlık görevlerine müdahale edilmesi, adet-i ağnâm ve avârız gibi örfi vergilerden muaf oldukları halde vergi vermeye zorlanmaları, insanlara kolaylık sağlamak amacıyla verdikleri borçları geri alamamaları gibi birçok hususta sıkıntı yaşamışlardır.
Maraş halkı ile seyyidler arasında vuku bulan anlaşmazlıklar şer‘iyye sicillerine ve ahkâm defterlerine şu şekilde yansımıştır:
Maraş Seyyidleri ile Halk Arasındaki Borç Davaları:
(Seyyid Ahmed’in Hısn-ı Mansur Kasabası’nda sâkin Maraş Alaybeyi Bekir Bey ile arasındaki borç davası)
Maraş vâlîsine ve Ayıntâb nâibine hüküm
Sâdât-ı kirâmdan Nakibzâde Seyyid Ahmed -zîde şerefühû- gelüb bunun Ayıntâb ahâlîsinden el-Hâc Mehmed Ağa dimekle maʻrûf kimesne zimmetinde cihet-i şer‘iden bin yüz yetmiş senesinden berü ber-mûceb-i temessük dört bin guruş alacağı olub Medîne-i Ayıntâb’da vaki‘ mutasarrıf olduğu mülk tarla ve bağının dahi rehin târikiyle virmiş iken mezbûr fevt olub terekesin ve emlâk-i mezkûru Ayıntâb sâkinlerinden oğulları Hasan ve Ahmed Ağa dimekle ma‘rûf kimesneler zabt itmeleriyle mezkûratdan taleb eyledikde edâdan ta‘alül eylediklerin bildirüb şer‘i görülüb ber-mûceb-i temessük müteveffâ-yı mezbûrun zimmetlerinde olan ol mikdar guruşun mâl-ı müteveffadan oğulları mezkûrundan bi’t-tamâm tahsîl ve kendüye alıvirilüb icrâ-yı şer‘ ve ihkâk-ı hakk olunmak bâbında emr-i şerifim ricâ itmeğin mahallinde şer‘le görülmek içün yazılmışdır.
Fî evâsıt-ı Safer sene 1180 [23 Temmuz 1766].
Maraş Seyyidlerinin Eşkıya Tarafından Zulme Uğraması
Maraş eyâletleri mutasarrıfına ve Kars-ı Zülkadriye kâdısına hüküm
Kazâ-i mezbûr sâkinlerinden sâdât-ı kirâmdan Şerefzâde Seyyid Ömer ve Seyyid Ahmed ve Seyyid Mustafa ve Seyyid Veli ve Seyyid Yusuf ve Seyyid İbrahim ve Seyyid Hüseyin ve Seyyid Ali -zîde şerefuhum- gelüb bunlar kendü hallerinde iken kazâ-i mezbûr muzâfâtından Camustil nahiyesi sâkinlerinden eşirrâdan Mankır oğlu, Turnan oğlu ve Karim oğlu ve Timurcu oğlu ve Sertun oğlu ve Şeyh oğlu dimekle marûf zımmîler kendü hallerinde olmayub hevâlarına tâbi‘ müteğallibeden Kozanoğlu Gök Veli oğlu dimekle mevsuf kimesnelere istinâden bin yüz yetmiş dokuz senesinde hilâf-ı şer‘i şerîf menzillerin basub kırk kise akçeden mütecâviz emvâl ve eşyâ ve hayvanâtların nehb ve gâret ve gadr eylediklerinden mâ‘adâ mûrisleri Seyyid Ali ve Seyyid Mustafa ve Seyyid Hasan ve Seyyid Mutahhar nâm kimesneleri bi-ğayrı hak katl idüb ziyâde gadr ve ta‘addî itmeleriyle mesfûrlar ile bir vechle mukâvemet mümkün olmayub ahvallari diğer-gûn ve mesfûr oldukların bildirüb mesfûrların hilâf-ı şer‘-i şerîf nehb ve gâret eyledikleri ol-mikdar guruşluk emvâl ve eşyâ ve hayvanâtları tamâmen tahsîl ve kendülere alıvirilüb icrâ-yı şer‘ ve ihkâk-ı hakk olunmak bâbında hükm-i hümâyûnum ricâ eyledikleri ecilden mahallinde şer‘le görülmek içün yazılmışdır.
Hısn-ı Mansur kâdılarına ve Maraş mütesellimine hüküm ki
Hısn-ı Mansur kasabası sâkinlerinden sâdât-ı kirâmdan Seyyid Abdurrahman -zîde şerefühû- gelüb Hısn-ı Mansur sâkinlerinden bunun karındaşı Müftîzâde Seyyid Şeyh Ahmed Efendi dimekle ma‘rûf kimesne kendü hâlinde olub hilâf-ı şer‘-i şerîf kimesneye ta‘addîsi olmayub yine Hısn-ı Mansur sâkinlerinden Berkân oğlu Hasan ve karındaşı Îsa ve Hâcer oğlu Ahmed ve Yusuf Abdülgaffâr ve Şirazlı oğlu Ahmed-i diğer, Kâdı oğlu Emin-i diğer ve Sefer oğlu Murtaza ve Deli Bayram oğlu Mustafa ve Köle Süleyman nâm kimesneler kendü hallerinde olmayub eşkıyâdan olmalarıyla birbirleriyle yek-dil ve hevâsına tâbi‘ eşkıyâya istinâden mücerred ırz ve dünyevîlerin icrâ içün bin yüz elli senesinde nehâren karındaşının menzilin basub kılıç ve hançer ile pâre pâre idüb hilâf-ı şer‘ ve bi-gayr-ı hakkın katl ve ziyâde gadr ve ta‘addî ve tecâvüz eylemeleriyle voyvodaları ma‘rifetiyle şer‘le görilüb ihkâk-ı hakk murâd eyledikde mezkûrlar eşkıyâdan olmağla bir vechle icrâ-yı hakk mümkin olmadığın bildirüb ta‘yîn olunan mübâşir ma‘rifeti ve ma‘rifet-i şer‘le mahallinde şer‘le görilüb icrâ-yı şer‘ ve ihkâk-ı hakk olunmak bâbında hükm-i hümâyûnum ricâ eylemeğin mahallinde şer‘le görilmek içün yazılmışdır.
Fî evâsıt-ı Zilhicce sene 1157 [19 Ocak 1745].
Seyyidlerin Zaviyedarlık görevlerine müdahale edilmemesi gerektiği
Hısn-ı Mansur kadısına hüküm ki
Sâdât-ı kirâmdan es-Seyyid Ebubekir-zîde şerefuhû- gelüb Hısn-ı Mansur’da vâkiʻ Karadede Musa ve Eslemez Beg Zâviyesi’nin bâ-berât-ı âlişânım zâviyedârı vakfının mülkü olub uhdesine de lâzım gelen zimmetini edâ idüb bir türlü kusuru yoğiken ecânibden âshâb-ı ağrâz bazı kimesnelerden olan berâtına muğayir bilâ-berât ve bilâ-sened fuzûlî müdâhaleden hâli olmadıkların bildirüb mukaddemâ terafı şerʻ olundukların ecânib-i âshâb-ı ağrâz olurken bi-vechle muarızları menʻ birle cânib-i şerʻle hüccet-i şerʻiyye virilmişken yine memnuʻ olmayub yedinde olan berâtına ve hüccet-i şerʻiyye muğayir fuzûlî müdâhaleden hâli olmadıklarını bildirüb yedinde olan berât ve hüccet-i şerʻiyye mûcebince amel olunan berâtına ve hüccet-i şerʻiyyeye muhâlif ecânib ve âshâb-ı ağrâzdan olanları fuzûlî müdâhale itdirülmeyub menʻ ve defʻ olunmak bâbında hükm-i hümâyûnum ricâ eylediğin mahallinde şerʻle görilmek içün yazılmışdır.
Fi evâsıt-ı Rebîʻü’l-âhire sene 1192 [13 Mayıs 1778].
Maraş Seyyidlerinin ağnam ve avârız gibi örfi vergilerden muaf olmaları
Gerger kâdısına hüküm ki
Kazâ-i mezbûre tâbi‘ Hanzori nâm karye sâkinlerinden sâdât-ı kirâmdan Seyyid Mustafa ve Seyyid Ali -zîde şerefühûmâ- gelüb bunlar sahîhü’n-neseb sâdât-ı kirâmdan olub mukâta‘asının defterde mukayyed ra‘iyyet ve ra‘iyyeti oğullarından olmayub rüsûm-ı ra‘iyyet mutâlebesiyle bir dürlü rencîde olunmak îcâb itmez iken mukâta‘a-i mezbûr zâbiti olan nâm kimesne zuhûr ve siz benim zâbiti olduğım mukâta‘a-i merkûm re‘âyâsından imişsiniz deyu mücerred ta‘cîz ve celb-i mâl içün hilâf-ı kânûn ve defter rüsûm-ı ra‘iyyet talebiyle ta‘addî ve rencîdeden hâli olmadıkların bildirüb yedlerinde hüccet-i şer‘iyye olduğın bildirüb hüccet-i şer‘iyyelerin mûcebince amel olunmak üzere hilâf-ı kânûn ve defter ve muğâyir-i hüccet-i şer‘iyye rüsûm-ı ra‘aiyyet mutâlebesiyle bunlara ta‘allül ve muhâlefet itdirülmeyub men‘ ve def‘ olunmak bâbında emr-i şerîfim ricâ eyledikleri ecilden kânûn üzere amel olunmak içün yazılmışdır.
Fî evâil-i Cemâziyelevvel sene 1156 [6 Ağustos 1743].
Hısn-ı Mansur kâdısına ve Maraş mütesellimine hüküm ki
Sâdât-ı kirâmdan kıdvetü’s-sâdât ve’l kirâm es-Seyyid Mehmed -zîde şereffehû- gelüb Hısn-ı Mansur’da vâkı Kadıhan nâm vakf-ı mezra‘anın nısf-ı hissesinden sülüsân mezra‘adarlığı diğer Seyyid Muhammed mahlûlünden buna tevcîh ve hâlâ berât-ı şerîfimle üzerlerinde olub bir dürlü dahl olunmak îcâb itmez iken âhardan bunların yedinde olan berât-ı şerîfime muğâyir müdâhale eylediğin bildirüb yedinde olan berât-ı şerîfim mûcebince zabt itdirilüb muğâyir-i berât âhardan olanları dahl ve ta‘âruz itdirilmemek bâbında hükm-i hümâyûnum ricâ ve Hazîne-i Âmiremde mahfûz olan Anadolu Muhâsebesi defterlerine nazar olundukda zikr olunan vakf-ı mezra‘anın nısf-ı hissesinden sülüsân mezra‘adarlığı diğer Seyyid Muhammed mahlûlünden mezkûr es-Seyyid Muhammed’e tevcîh ve hâlâ berât-ı şerîfimle üzerlerinde olduğı mestûr ve mukayyed bulunmağın berâtı mûcebince amel olunmak içün yazılmışdır.
Fî evâil-i Rebîülevvel sene 1158 [17 Nisan 1745].
Taşil kadısına hüküm ki
Kazâ-i mezbûre tâbi Karaçorlu nâm karye sâkinlerinden sâdât-ı kirâmdan Seyyid Cafer ve oğlu Seyyid Ali ve karındaşı oğlu Seyyid Kalender ve Seyyid Cuma ve Seyyid Ramazan-zîde şerefuhum- gelüb bunlar sahihu’n-neseb sâdât-ı kirâmdan olub isbât-ı neseb eylediklerine İstanbul nukabâsından yedlerinde mamul temessük ve hüccetleri olub rüsûm-ı raʻiyyet ve tekâlif-i şâkka talebiyle taʻaddî olunmak icâb itmez iken kazâ-i mezbûre zabıtı rüsûm-ı raʻiyyet ve ehl-i örf tâʼifesi taraflarından dahi bilâ emr-i şerifim tekâlif-i şâkka mûtalebesiyle taʻaddî ve rencideden hâli olmadıklarını bildirüb hüccet-i şerʻiyyeden mûcebince bahs olunub kasaba-i mezbûre zabıtı hılâf-ı kânun rüsûm-ı raiyet ve ehl-i örf tâʼifesi taraflarından dahi bilâ emr-i şerîf tekâlif-i şâkka mûtalebesiyle zâhir olan müdâhale ve taʻaddîleri menʻ ve defʻ olunmak bâbında emr-i şerîfim ricâ eyledikleri ecilden kânûn üzere amel olunmak içün yazılmışdır.
Fi evâhir-i Ramazan sene 1181 [19 Şubat 1768].
Mevlânâ Kâhta kadısına hüküm ki
Es-Seyyid Mustafa ve Seyyid Mehmed -zîde şerefuhumâ- gelüb bunlar kazâ-i mezbûra tabi Aşurge nâm kaye sâkinlerinden ve Nohudlu Aşireti Cemaʻâtinden ve sahihu’n-neseb sâdât-ı kirâmdan olub isbât-ı neseb eylediklerine İstanbul nukabâsından yedlerinde mamu’l- hüccet ve temassükleri olmağla avârız ve sâir evâmir-i şerîfemle vâride olan tekâlifinden tahamüllerine göre hisselerine icâb ideni karye-i mezbûr ahâlisiyle maʻan edâ idüb resm-i raʻiyyet ve bilâ-emr-i şerîf tekâlif-i şâkka mûtalebesiyle taʻaddî olmâları iktizâ itmez iken karye-i mezbûre zabiti olanlar hılâf-ı kânûn resm-i raʻiyyet ve ehl-i örf taifesi tarafından dahi bilâ-emr-i şerîf tekâlif-i şâkka mûtalebesiyle taʻaddî ve rencide oldukları ve bu bâbda daʻvâsına muvaffık fetâvâ-yı şerîfe virüldiğini bildirüb hılâf-ı kânûn ol vechle olan taʻaddîleri menʻ ve defʻ olunmak bâbında hükm-i hümâyûnum ricâ eylediği ecilden bunun üzerine amel olunmak içün emr-i şerîfe yazılmışdır.
Fi evâhir-i Rebîü’l-âhire sene 1193 [16 Mayıs 1779].
7- Maraş Seyyidleri
Sıra No Bölge Defter ve Sayfa No SEYYİDLERİN İSİMLERİ
1 Maraş 99/7a Seyyid Kureyş b. Seyyid Mazlum el-Horosânî el-asl sâkin-i Maraş.
2 Maraş 99/8a Seyyid Mehmed b. Seyyid Esedullah b. Seyyid Mehmed el-Maraşî [Maraş].
3 Maraş 99/24a Seyyid Ahmed b. Seyyid Hamza b. Seyyid Seydi b. Seyyid Hamza el-Maraşî [Maraş].
Fî Zilkâde sene 993/[Ekim-Kasım 1585].
4 Maraş 99/26a Seyyid Mehmed b. Seyyid İbrâhim b. Seyyid Hacı Güvendik el-Maraşî [Maraş].
Fî Şevvâl sene 993/[Eylül-Ekim 1585].
5 Maraş 99/28a [Seyyid] Yusuf b. Seyyide Sitti Şah bt. Seyyid el-Hâc Himmet b. Seyyid Mirzâ b. Seyyid Mehmed b. Seyyid Bekir el-Maraşî [Maraş].
Fî Şevvâl sene 993/ [Eylül-Ekim 1585].
6 Maraş 99/79a Es-Seyyid Mehmed Efendi el-Emir bi’l-livâi’s-Sultânî sâbıkan bi-Mısri’l-mahrûse el-Kayımmakâm en-nakîb el-ân fi’d-diyâri’l-Mısır b. es-Seyyid İbrahim Bey b. es-Seyyid eş-Şerif Tanrıverdi el-Maraşî ve mebnâhû hüccetü min Yahya Efendi el-Kadı bi-Mısır b. Zekeriya Efendi Şeyhülislam fî Kostantıniyye.
Fî Zilhicce sene [10]35/[Temmuz-Ağustos 1626].
7 Maraş 99/79b Mevlânâ es-Seyyid Haşim b. el-Emîrü’l-kebîr es-Seyyid Mehmed Paşa el-Kayımmakâm en-Nakîb fi’d-diyârı’l-Mısriyye b. el-Emir es-Seyyid İbrahim Bey b. es-Seyyid Tanrıverdi el-mihendâru’l-Maraşî.
Fî Zilhicce sene [10]35/[Ağustos-Eylül 1626].
8 Zamantı 99/9b Seyyid Mehmed b. Seyyid Hasan b. Seyyid Sufi ez-Zamantuvî el-meşhûr bi evlâd-ı Seyyid selahaddin.
9 Zamantı 99/45a Es-Seyyid Hüseyin b. es-Seyyid Musa b. es-Seyyid Seydi b. es-Seyyid Sufi ez-Zamantuvî sabıkan el-Kayseri hâla ve mebnâhu hüccetü ibn-i ammihi min Muhterem Efendi.
Fî Zilkâde sene 1011/[Nisan-Mayıs 1603].
10 Zamantı 99/56b Seyyid Ali b. Seyyid Mehmed b. Seyyid Hasan b. Seyyid Sufi b. Seyyid Köseç Şeyh b. Seyyid Selahaddin min Zamantu ve mebnahu vucudu siyadeti ebihi fi defter-i Muhterem Efendi.
Fî Safer sene 1021/[Nisan-Mayıs 1612].
11 Zamantı 99/57b Es-Seyyid Abdüllatif b. li’s-Seyyid Hüdâbende b. es-Seyyid Musa b. es-Seyyid Seydi b. es-Seyyid Sufi b. es-Seyyid Köseç b. es-Seyyid Selahaddin an-Zamantî ve mebnahu hüccetü ibn-i halihi es-Seyyid Ali b. es-Seyyid Mehmed min sahibü’d-defter es-Seyyid Ali Efendi.
Fî Rebîülevvel sene 1025/[Mart-Nisan 1615].
12 Zamantı 99/61b Es-Seyyid Nebi b. li’s-Seyyid Yusuf b. es-Seyyid Hasan b. es-Seyyid Sufi b. es-Seyyid Köseç b. es-Seyyid Salahaddin an Zamantı ve mebnâhû hüccetü ibn-i ammihî es-Seyyid Ali b. es-Seyyid Mehmed b. es-Seyyid Hasan min sâhibi’d-defter es-Seyyid Ali Efendi
Fî Cemâziyelâhir sene 1024/[Mayıs-Haziran 1615].
13 Maraş 99/75b Fahrü’l-kuzât es-Seyyid Hüseyin Seyyidün mine’l-cânibeyn emmâ min fe-innehu ibnun li’ş-Şerife Kıymet Hatun bt. es-Seyyid Mehmed b. es-Seyyid Hasan ez-Zamantuvî el-mektûb ismuhû fi’l-hücceti’l-mücelledeti min Muhterem Efendi ve emmâ min cihet-i ebîhî fe-innehû ibnun sulbiyyun li’s-Seyyid Hasan b. es-Seyyid Musa b. es-Seyyid Dedeyi el-mestûr ismu ceddihî fi’l-hücceti bi-yed-i es-Seyyid Kadri b. es-Seyyid İsmail b. es-Seyyid Dedeyi el-mezbûr.
Fî Safer sene [10]37/[Ekim-Kasım 1627].
14 Maraş 70/3 b-3 Seyyid Hasan oğlu Seyyid Hüseyin
15 Maraş 68/15a Seyyid Kureyş b. Seyyid Mazlûm el-Horasâniyyü’l-asl [Horasan] sâkin-i Maraş [Maraş]
Şuhûd: Molla Abdülkâdir b. Molla Emet el-müderris ve Molla Ahmed b. Beyder el-mütevellî ve Pîr Ahmed b. Aşçı Osman.
16 Zamantı 68/25 a Seyyid Mehmed b. Seyyid Hasan b. Seyyid Sûfî ez-Zamantuvî [Zamantı] el-meşhûr bi-evlâd-ı Seyyid Salâhaddin
Şuhûd: Şahkulu b. Velî, Abdülkâdir b. Mahmud.
17 Zamantı 69/10 Seyyid Mehmed b. Seyyid Hasan b. Seyyid Sûfî min kazâ-i Zamantû el-meşhûr bi-evlâd-ı Seyyid Salâhaddin [Zamantı].
18 Maraş 69/8b Seyyid Kureyş b. Seyyid Mazlûm el-Horasâniyyü’l-asl [Horasan] es-sâkin bi-Maraş [Maraş].
Toplam 18 aile

8- Maraş Sancağındaki Seyyidlerin Teftişleri
Nakîbü’l-eşrâflar tarafından belli aralıklarla muhtelif bölgelerdeki seyyidler teftiş edilmiş, bu denetimler esnasında seyyidliği sahih olmayanlar tespit edilerek seyyidlikten men edilmiştir. Seyyidliği sahih olanların isimlerinin kenarına ise siyah veya kırmızı mürekkeple görülmüştür” ibaresi yazılmıştır. Teftiş esnasında seyyidler önceki Nakîbü’l-eşrâflardan aldıkları siyâdet hüccetlerini göstererek Seyyidliklerini ispatlamışlardır.
Anadolu ve Rumelideki vilâyet, sancak ve kazaların birçoğunda teftişler yapılmış ve Seyyidler MARAŞ’IN MANEVİ MİMARLARI:
MARAŞ SEYYİDLERİ VE NAKÎBÜ’L-EŞRÂF KAYMAKAMLARI
SEYYİD HÜSEYİN ZERRÂKİ:DÜNYA SEYYİDLER VE ŞERİFLER KÜLTÜR VE ARAŞTIRMA DERNEĞİ GENEL BAŞKANI İSTANBUL/TÜRKİYE

ÖZET
Osmanlı coğrafyasının her bölgesine göç eden seyyid ve şerifler, gittikleri yerlerde önemli roller üstlenmişler ve Nakîbü’l-eşrâflık çatısı altında kurumun ilgâsına kadarki süreçte kendilerinden söz ettirmişlerdir. Maraş Sancağı, seyyid ve şeriflerin en fazla rağbet ettiği bölgelerdendir. Maraş Sancağı’nda Nakîbü’l-eşrâf kaymakamları sadece seyyidlere siyâdet hücceti düzenlemek ve onların evlenme-boşanma gibi hukuki işlemlerinde söz sahibi olmakla kalmamışlar, aynı zamanda bulundukları kazalarda iftâ görevini de üstlenmişlerdir.
Makalemizde “Maraş Ulemâsı: Maraş Sancağında Görev Yapan Müftüler ve Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamları”, “Maraş Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamlarının Atamaları”, “Maraş Sancağında Görev Yapmış Meşhûr Seyyid Ailelerinden Seyyid Mustafa Kamil Efendi”, “Maraş Sancağındaki Seyyidlerin Hüccetleri”, Maraş Sancağındaki Seyyidlerin Teftişleri”, “Maraş Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamlarının Nüfûzu” ve “Maraş Seyyidlerinin Sosyal İlişkileri” başlıkları Meşîhat Arşivi’nde bulunan Nakîbü’l-eşrâf defterleri, Medrese ve Müftü Defterleri, Maraş Ahkâm Defterleri ve Maraş Şeriyye Sicilleri ekseninde ayrıntılı olarak izah edilecektir. Böylelikle kurumun tarihi serüveni, işlevleri ve geçmişten günümüze Maraş’taki seyyidlerin fonksiyonları hakkında önemli bilgiler sunulacaktır.
Anahtar Kelimeler: Meşîhat Arşivi, Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamı, Siyâdet Hücceti, Seyyid ve Şerif, Maraş.

GİRİŞ
Osmanlı coğrafyasının çeşitli bölgelerine göç eden seyyid ve şerifler, bulundukları bölgelerde huzur ve sükûn kaynağı, manevî bir otorite olarak görülmeleri sebebiyle halka örnek teşkil etmişlerdir. Osmanlı Devleti’nin diğer bölgelerinde olduğu gibi Maraş Sancağında da ilmiye sınıfından ve Hz. Peygamber’in neslinden gelen kişilerin hem müftülük hem de Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamlığı görevini üstlendikleri görülmektedir. Fetva verme yetkisine sahip oldukları gibi seyyidlerin davalarını dinleme, hüccet düzenleme ve hüküm verme yetkisiyle yargı gücünü de ellerinde tutmuşlardır. Böylece halk nezdinde itibar edilen, sözü dinlenen ve saygı duyulan şahsiyetler olmuşlardır.
Makalemizde Nakîbü’l-eşrâflık Müessesesinin kurulmasından Cumhuriyet döneminde müessesenin kaldırılışına kadarki süreçte Maraş Sancağındaki Nakîbü’l-eşrâf kaymakamlarının atanmaları ve görevleri, Maraş seyyidlerinin isim ve nesep bilgileri, Maraş Sancağındaki meşhûr seyyid aileleri, Maraş Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamlarının verdiği seyyidilik hüccetleri, bölgede yapılan teftişler neticesinde tespit edilen seyyidler Nakîbü’l-eşrâf defter ve belgeleri ışığında ele alınmıştır.
Ayrıca Meşîhat Arşivi’ndeki Maraş Amed-Reft Defterleri, Müftü, Müderris ve Medrese Defterleri ekseninde Maraş’ta görev yapmış seyyid ulemâ tespit edilmiş ve yaptıkları ilmi faaliyetler detaylı olarak izah edilmiştir.
Maraş Sancağındaki seyyidler ile toplum arasındaki anlaşmazlıklar, Maraş Ahkâm Defterlerindeki hükümler doğrultusunda tafsilatlı olarak açıklanmıştır.
Meşîhat Arşivi’ndeki Nakîbü’l-eşrâf Defterlerinin tamamının incelenmesi sonucunda Maraş Sancağındaki tüm seyyid ve şeriflerin isim, nesep ve doğum yeri bilgileri tespit edilmiştir. Yine Nakîbü’l-eşrâf kaymakamlarının yaptıkları siyâdet teftişi neticesinde seyyidliklerini ispat edenlerin nesep bilgileri de listeler halinde sunulmuştur.
Osmanlı Devletinin son dönem gazete ve mecmuaları ayrıca Meclis zabıtları incelenmek suretiyle Maraş seyyidlerinin Milli Mücadeleye katkıları ve yaptıkları fedakârlıklar da ele alınmıştır.

1- Maraş Sancağı’ndaki Seyyidlerin İslamiyet’in Tebliğindeki hizmetleri
Müslümanların İslâmı tebliğ faaliyeti, Hz. Ömer döneminde Arap yarımadasının dışına çıkarak Asya ve Afrika gibi bölgelere ulaşmış ve Hz. Osman zamanında bu faaliyet iyice yoğunlaşmıştır. İslam’ı tüm insanlara bildirmek gayesiyle yola çıkan bu Müslümanlar arasında Hz. Peygamber’in nesline mensup çok sayıda seyyid ve şerif de vardır. Gaza ve cihat anlayışıyla o devrin İslâm devletlerinin sınır bölgeleri Fas, Kafkasya, Maveraünnehir, Horasan, Taberistan, Yemen ve Mısır (Dâvûdî, 86) gibi şehirlere yerleşen seyyidler, İslâm inanç ve itikadını öğretmeye başlamışlardır. Hz. Peygamber’in soyundan gelmeleri sebebiyle, kendilerine saygı ve hürmet gösteren kişilerin; onların dini görüşlerine değer verdikleri ve benimsedikleri görülmektedir. Örneğin İslâmiyetin Mağrip, Endülüs ve İfrikiyye’de yayılması ve bu bölgenin İslâmlaşmasında seyyidlerin etkisi oldukça fazladır (Lane Poole, 1927: 41).
Seyyidler başta Anadolu olmak üzere İslâm dünyasının çeşitli bölgelerinin Müslümanlaşmasında önemli görevler üstlenmişlerdir. Selçuklular ve Beylikler döneminde Anadolu, seyyidlerin itibar ettiği yerlerin başında gelmekteydi. Hatta Selçuklu Sultanı II. Alaaddin Keykubad, Osman Gazi’ye Söğüt civarını temlik eden 683/1284 tarihli fermanında, seyyidlerin ihtiyaçlarını giderip onlara iyi muamele etmesinin ahirette şefaate sebep olacağını belirtmiştir (Feridun Bey, 1264: 51).
Osmanlı Devleti henüz beylik dönemindeyken Osman Gazi, Orhan Bey ve I. Murat dönemlerinde başta ilim ehli olmak üzere âlimlere, şeyhlere ve seyyidlere kucak açmış ve onların Osmanlı Devleti’ne hicret etmelerini sağlamıştır. Osmanlı ülkesine gelen seyyidler, bu ülkede huzur ve emniyet içerisinde olmalarının yanısıra devlet tarafından pek ziyâde hürmet görmüşlerdir (Ahmed Rıfat, 1283: 7).
İslam’ın Orta Asya’ya yayılması ile birlikte Anadolu’ya giden ve Müslüman-Türk nüfusun etkisiyle Türkleşen farklı sosyal gruplara mensup seyyidler, bu bölgelerde yerleşmiş ve evlilikler yoluyla seyyid sülalelerinin oluşmasına zemin hazırlamıştır.
Türk İslam kültür ve medeniyeti içerisinde vakıfların önemli bir yerinin olduğu bilinen bir gerçektir. Bu manada medrese öğrencilerinin, yolcuların, fakirlerin, muhtaçların ihtiyaçlarının karşılanması, su kuyuları ve çeşmelerin bakım ve tamiri, göçmen kuşların uzun ve meşakkatli yolculuklarında hastalanmaları veya sakatlanmaları durumunda tedavilerinin yapılması, ıssız dağlarda yaşayan yabani hayvanların günlük ihtiyaçlarının giderilmesi gibi birçok zarif düşünceyle binlerce vakıf kurulmuştur (Öztürk, 1995; Akgündüz, 1996).
Dulkadirli Beyliğinin son beyi Alaüddevle Bozkurt Bey Osmanlı Sultanı Fatih’in desteğiyle kardeşi Şahbudak’ı yenerek beyliğin başına geçmiştir (Solak, 2006: 524). Alâüddevle 916/1510 yılında kurduğu vakfı için Maraş Bedestenini yaptırarak gelirinin yarısını Taş Medrese’ye diğer yarısını da seyydilere ve fakirlere vakfetmiştir
(Solak, 2006: 527).
“Allah’ın yardımıyla en iyi ve en halis mülkümden Maraş Bedestenini yaptırdım .

KAYNAK:

Dr.Ayhan Işık ve Meşihat arşivi kayıtları