PEYGAMBER EFENDİMİZİN AMCASI HZ.ABBAS’IN TORUNU PİR MANSUR HAZRETLERİ.!!!

0
1026

“EĞİL,PALU, VE ÇERMİK BEYLERİN ATASI OLARAK BİLİNEN PİR MANSUR PEYGAMBER EFENDİMİZİN AMCASI HAZRETİ ABBASIN TORUNUDUR”
Pir Mansur;
on birinci yüzyılda bağdattan hakkariye oradan’da eğile gelip yerleşen mümarek ve keramet sahibi bir zattır.Pir Mansur hazretleri
yöre halkına irşad eden maneviyatın büyüklerindendir.
Yerleştiği Eğil bölgesinde ibadetle meşgul olan Pir Mansur,yöre halkına da
maneviyat yolunda rehber ve mürşid olmuş,o vefat ettikten sonra yerine oğlu Pir Musa geçmiştir.Pir Musa da babası gibi mutasavvıf olan ve Eğil Piran’da büyük
bir dergah inşa eder Pir Musa gerek Mırdâsîler gerekse diğer aşiretler arasında
meşhur olmuştur. Onun vefatından sonra postnişin olan oğlu Pir Bedir’e geçmiştir.
Takriben on
birinci yüzyılın sonlarında babalarından kalma manevî hakimiyete maddî
hükümdarlığı da eklemek üzere kardeşi Mirdas Beyle birlikte müridleriyle,Mırdâsî
Aşireti ve bölgedeki diğer bazı müslüman aşiretlerin desteğini elde ederek Eğil Kalesi’ni küfardan alarak
Eğil Emirliği’ni kurmuştur.
Bu bakımdan yöre halkına liderlik
yaparak Eğil Emirliği’ni kuranların Pir Mansûr’un torunları,bu emirliğin etnik açıdan ana
unsurunun ise Mırdâsîler olduğu görülmektedir,gerek Mervaniler
Ve Selçuklular zamanında gerekse Osmanlı Devleti’nin sonlarına kadar yaklaşık
sekiz asır Eğil,Palu ve Çermiki Pir Bedir’in soyundan gelen emirler yönetmiştir.
Pir Mansûr Hazretleri’nin torunlarına Osmanlı Devleti tarafından tasdikli verilen şecere metinlerinde şu bilgiler yer almaktadır:
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Yardım ancak O’ndandır.
Tabakât şeyhleri
430 yılının 3 arefe günü Şeyh pir Mansûr’un Allah’ın
rahmeti onun üzerine olsun; Allah onun yüce sırrını takdîs eylesin ve
Allah onun kabrini nurlandırsın yöre halkı ve müridleri onun etrafından toplandıkları zaman
ona dediler ki: Ey şeyh pir Mansur Sen rasulullahın amcası Hz.Abbas İbn Abdülmuttalib’in neslindensin,bize
bazı deliller ve kerametlerini göstermen lazım ki kalplerimiz bu konuda sana tam mutamin olsun,Pir Mansur ve sadattan olan arkadaşları kırkdört kişi idiler,
Beraberlerinde de üç yüz altmış talebeleri bulunuyordu.
O esnada Şeyh pir Mansûr Allah onun yüce sırrını takdis eylesin ayağa kalkarak ne bir korunağım ne bir kalenin nede
herhangi bir yapının bulunmadığı sahraya ve kumlara doğru
yöneldi,onların tabakât şeyhlerin
talebelerinden yirmi dördünü de yanına aldı,Sincar dağına
vardılar.Şeyh Mansûr en yüksek sesiyle dağa doğru bağırdı,
ardından Şanı Yüce Allah’ın izniyle dağdan yabani bir eşek
inerek Şeyh pir Mansûr’un yanına kadar geldi,orada bulunan fakirler yanına aldığı talebeleri pir mansur’un önündeki yabani eşeği görmek için ona doğru yöneldiler eşek ise onlardan ürkerek kaçtı pir mansur
fukarâdan ve talebelerinden ayrılarak yabani eşeğe seslendi. Diğer yabani
eşeklerle birlikte gelip Şeyh’in etrafında toplandılar ve Şeyh mübarek
eli İle onların başlarını okşamaya başladı.Biraz sonra Şeyh onlardan altı
tanesini alıp ayrıldı ve fakirlerin yanına vardı.Şeyh eşeklerden ikisine
ot,ikisine taş ve ikisine kum yüklenmesini emretti.Onlar da hemen Şeyhin
kendilerine emrettiği şeyi yapıp onları yüklediler.Kendi aralarında,Şeyh
bu taşları,kumu ve otu niçin aldı?” diye konuşup dururken Hocaları olan
Tabakât Âlimlerinin yanına döndüler.
Âlimler o yüklerin ne olduğunu sorunca; (Talebeler) iki yük kum,iki yük taş ve
iki yük ot!” dediler. Sonra Şeyh Mansûr’a yönelip
Ey sevgili
dostumuz,bize ve bu fakirlere vereceğin hediye nedir?”diye sordular.Şeyh
fakirlere dönüp, yanınızda olanları getiriniz!” Dedi. Fakirler de kalkıp
yükleri yaban eşeklerinden indirdiler.Şeyh hemen yükleri açtı, kum buğday ununa,
taşlar şekere ve otlar ipeğe dönüşmüştü.Şeyhin velâyetini
ispatlayan bu delili ve kerametleri görünce orada bukunan halkın hepsi birden ayağa kalkıp
başlarını açtılar ve Pir Mansura dediler ki: Sen bizim Şeyhimiz ve pirimizsin.
Doğruluğun muhakkaktır ki Sen Hâşimî Ve Kureyşîsin Seni inkar eden melunun
ta kendisidir dediler.

Pir Mansûr’un kabri halen Diyarbakır’ın Dicle (eski adıyla Piran) İlçesi’nin Kocalan eski adıyla Dîre,Dêran) Köyü’ndedir.
Pir Mansûr Türbesi üzerindeki kitabeye göre
1020(H)/1611(M) tarihinde inşa edilmiştir.Kitabede “Haza mescidu Mansûr bin
Hüseyin ibaresi geçmektedir.Piran adı da Pir Mansûr ve onun oğlu Pir Musa’dan
gelmektedir; “Pirlerin memleketi” anlamındadır.
2 “Tabakât şeyhleri” tabiri, “ileri gelen nesep ve tarih bilginleri” anlamındadır.
3 Metinde geçen 430 tarihi hicrî takvime göredir. Kurban Bayramından bir önceki gün
olan ve hacıların Arafat vakfesine durduğu günü ifade eden “Arefe günü” Zilhicce
Ayı’nın dokuzuncu günü olduğuna göre; 9 Zilhicce 430:
1 Eylül 1039 milâdî tarihine
Cumartesine denk gelmektedir.
4 Sincar Dağları, Irak’ın Kuzeybatısında Dicle ile Fırat arasındaki kuru bir yayla olan el Cezire Bölgesi’nde bulunmaktadır.

Âriflerin baş tâcı; Yetimler ve Miskinlerin Babası Olan; Zâhid ve Âbid Şeyh Seyyid Pir.Mansurun nesebi
şu şekilde) uzanır: O’nun babası Seyyid Hüseyin,babası Seyyid Hasan el-A’rac,onun babası Seyyid Ahmet,
onun babası Seyyid Zâhir,onun babası Seyyid Abdurrahman ez-Zâhid,
onun babası Seyyid Muhammed,onun babası Seyyid Ğânim,onun
babası Seyyid Ali, onun babası Seyyid Cemâlüddîn,onun babası Seyyid
Yûsuf Şihâbüddîn, onun babası Seyyid Ahmed,onun babası Seyyid
Muhammed,onun babası Seyyid Ali
onun babası Nebevî hadîslerin
râvîsi ve Mustafavî ilimlerin vârisi olan Âlimü’l-Âbid Abdullah bin.Abbas
onun babası ise Hz. Abbâs’tır. Allah her ikisinden de razı olsun

Şecere metninde Seyyid Ali adıyla yer alan zât, “Tercümânü’l-Kur’ânlakaplı”Kitapta
Abdullah bin.Abbâs (r.a.)’ın oğludur.
Bu zât İmam Zeynel Âbidinin kızı ile evlenmiştir..

Günümüzde Diyarbakır’a bağlı olan Eğil ilçesi eski çağlardan beri
Güneydoğu Anadolu bölgesinin kültür ve medeniyet merkezlerinden
biridir. Hz. Peygamber (sav.)’in amcası olan Hz. Abbas’ın soyundan olan
ve bu bölgeye onbirinci yüzyılda Hakkari tarafından gelip yerleşen Pir
Mansûr yöre halkını irşad eden maneviyat büyüklerindendir. Takriben on
birinci yüzyılın sonlarında Pir Mansûr’un torunu Pir Bedir, yöre halkının
ve özellikle de Eğil civarında yaşayan Mırdasi aşiretinin desteğini alarak
Eğil Kalesi’ni fethetmiş ve burada bir emirlik kurmuştur.Gerek
Mervaniler ve Selçuklular zamanında gerekse Osmanlı Devleti’nin
sonlarına kadar yaklaşık sekiz asır Eğil’i Pir Bedir’in soyundan gelen
emirler yönetmiştir. Bu çalışmada incelenen ve tercümesi yaptığımız
tarihi iki vesika durumunda olan iki ayrı soy şeceresi metni, Eğil
Emirlerinin Pir Mansûr’un ve dolayısıyla Hz. Abbas’ın soyundan geldiğini
belgelemektedir. Seyyit Mustafa adına yazılıp tasdik edilen şecere yaklaşık
on beşinci yüzyılın ilk yarısından; Hüseyin Paşa adına yazılıp tasdik edilen
şecere ise on sekizinci yüz yılın başlarından kalmadır.Her iki şecere
metninin ana muhtevası aynıdır.
Anahtar Kelimeler: Eğil Emirliği, Pir Mansûr, Pir Bedir,
Eğil Emirliği’nin Kısa Tarihi
Mervânîlerin hüküm sürdüğü dönemde (984-1085) Kürt unsurlara mensup
Humeydiye, Beşneviye, Zuzaniye (Zaza) ve Hakkariye kabilelerinin muhtelif
kolları bölgenin her tarafına yayılmaya başlamış ve yörenin tamamında etnik bir
değişim yaşanmıştır. O zamana kadar bölgede yaşayan halkın çoğunluğunun
Rumca,Süryanice ve Ermenice gibi dilleri konuşan Hristiyanlar olduğu
bilinmektedir.Söz konusu değişimle birlikte Kürtlerin ağırlığı hissedilmeye
başlanmış,bu arada Arapça ve Kürtçe de bölgede yaygın bir şekilde konuşulan
diller arasına girmiştir. Eğil Emirlerinin büyük dedesi Pir Mansûr da bölgeye bu
değişimin yaşandığı bir zaman diliminde gelmiştir.
Kürt bölgelerinin tarihsel süreçteki hükümdarlarını konu edinen
Şerefnâme’de, Hz. Abbas’ın neslinden olan ve Hakkâri bölgesinde yaşayan Pir
Mansûr’un sonradan Eğil Kalesi yakınlarındaki Piran”Şimdiki Dicle ilçe merkezi köyüne gelip yerleştiği nakledilir.civarda yerleşik bulunan ve daha
sonra Eğil Kalesi’ne hakim olan aşiret ise, Kilâboğulları’nın önderi Mırdâs bin.
İdris bin.Mırdas
bin.İdris’in oğlu olan “Esedüd-Devle/Devletin Arslanı” lakaplı
Sâlih bin Mırdâs el-Kilâbî’nin Halep Bölgesine hükmeden Mırdâsîlerin ilk
hükümdarı olduğu ve hicrî 419 veya 420 yılında (milâdî 1039) vefat ettiği
nazara alınırsa;
Eğil bölgesinde varlığından bahsedilen Mırdâsî Aşîreti’nin,
Halep bölgesine hükmeden Mırdâsîlerin bir uzantısı olabileceği ortaya
çıkmaktadır,Nitekim hem Halep-Eğil bölgelerinin coğrafî konumları hem de
tarihsel veriler bu kanaati destekler niteliktedir. Şerefnâme’den naklen
zikrettiğimiz bilgilere göre, Pir Mansûr ile Eğil bölgesine kadar yayılmış
durumda olan Mırdâsîler arasında aslen bir kan bağının olmadığı ancak
Mırdâsîlerin Pir Mansûr’a ve onun nesline derin bir sevgi ile bağlanarak onları
kendilerine önder edindiği anlaşılmaktadır.
Nusret Aydın’ın Pir Mansûr’un doğum yılı olarak zikrettiği 378/989 yılı,
incelemiş olduğumuz şecere metninde geçen tarihî kayıtlara uygundur.Tarihî bir
belge niteliğinde olan bu şecere metninde nakledilen kerâmet hadisesinden, pir
Mansûr’un Irak’ın Kuzeybatısında bulunan Sincar Dağı (Hakkâri bölgesi)
civarında yaşamış olduğu ayrıca hadisenin hicrî 430/ milâdî 1049 yılında vukû bulduğu
anlaşılmaktadır. Üstte zikredilen doğum tarihi itibariyle Pir Mansûr,
anlatılan bu kerâmet hadisesi sırasında altmış yaşındadır ve daha sonra Hakkâri
bölgesinden gelerek Eğil yakınlarına yerleşmiştir.
Bu husus Eğil halkının
nesilden nesile aktardığı bir bilgi olarak da nakledilmektedir.
Yerleştiği bu bölgede ibadetle meşgul olan Pir Mansûr,yöre halkına da maneviyat yolunda rehber ve mürşid olmuş,o vefat ettikten sonra yerine oğlu pir musa
geçmiştir. Babası gibi mutasavvıf olan ve Piran’da büyük
Dergah dergah inşa eden Pir Musa gerek Mırdâsîler gerekse diğer aşiretler arasında
meşhur olmuştur. Onun vefatından sonra postnişin olan Pir Bedir, babalarından
kalma manevî hakimiyete maddî hükümdarlığıda eklemek üzere kardeşi Mirdas
Beyle birlikte müridânın,Mırdâsî Aşireti’nin ve bölgedeki diğer bazı aşiretlerin
desteğini elde edip Eğil Kalesi’ni küfardan almış ve Eğil Emirliği’ni kurmuştur.Bu
bakımdan yöre halkına liderlik yaparak Eğil Emirliği’ni kuranların Pir Mansûr’un
torunları, bu emirliğin etnik açıdan ana unsurunun ise Mırdâsîler olduğu
görülmektedir.
“el-Cezîre” diye anılan coğrafyanın bir bölgesi olan Diyar-ı Bekır
M.S. 395-
639 yılları arası Rumların hakimiyeti altında kalmıştır. İslam ordusu Diyar-ı Bekır bölgesinin
günümüzde “Diyarbakır” olarak adlandırılan ve tarihî
kaynaklarımızda “Amid” adıyla zikredilen merkezini ve civarını 639’da
fethederek bölgeye hakim olmuştur. Yâkut el-Hamevî, “Âmid”den Diyar-ı
Bekr Bölgesi şehirlerinin en büyüğü,en güzeli ve en meşhuru olarak
bahsetmektedir.
Söz konusu bölgeye dahil olan Eğil yöresi 908 tarihinde tekrar
Rumların eline geçmiştir.Pir Bedir burayı fethetmeden önce nüfusun
çoğunluğunun Rum, Ermeni ve Süryani olduğu tahmin edilmektedir.
Eğil bu fetihten sonra günümüze kadar bir daha gayri müslimlerin hakimiyetine
girmemiştir.
Konuyla ilgili çalışmalara baktığımızda Eğil’in Pir Bedir tarafından fethinin
muhtemel tarihinin şecere metniyle tutarlı olmadığı görülmektedir. Nusret
Aydın,fetih tarihinin net olarak bilinmediğini bununla beraber 1030-1050
tarihleri arasında olduğunu belirtir. Feyzullah Demirtaş ise fetih tarihini 1030
olarak tespit eder. Oysaki şecere metninde zikredilen Pir Mansûr’un kerâmet
hadisesinin hicrî 430/ milâdî 1049 yılında vukû bulduğu belirtildiğine göre; Pir
Mansûr’un torunu olan Pir Bedir’in yaptığı bu fetih, en iyimser ihtimalle on
birinci yüzyılın sonlarında vuku bulmuş olmalıdır. Nitekim konuyla ilgili en eski
tarihi belge elimizdeki şecere metnidir.Diğer kaynaklardaki bilgiler daha sonra
tahminen ortaya konmuş olmalıdır.
Pir Bedir’in Eğil hakimiyeti fazla uzun sürmemiş,bir süre sonra kale
Selçuklular’ın hakimiyetine geçmiştir.Eğil’den ayrılıp o sırada Mervanilerin
hakimiyetinde ve Emir Hüsameddin’in yönetiminde olan Meyyafarkin
(Silvan)’e giden Pir Bedir,Selçuklu komutanı Emir Artuk’un yaptığı kuşatmada
şehit olmuştur.
Bu savaşın 1087’de vuku bulduğu kaydedilmiştir.
Söz konusu savaş aynı zamanda Mervanilerin de yıkılışı anlamına geldiğine göre
Demirtaş’ın verdiği 1089 tarihi hatalıdır.) Ne var ki onun şehadetinden bir süre
sonra hamile olduğu anlaşılan hanımı dünyaya bir erkek çocuk getirmiştir. Pir
Bedir’in Belkîze isimli eşinin,Eğil Kalesi’nden Dicle Nehri’nin öte yakasındaki
Metmur Köyü’ne kaçırılarak koruma altına alındığı; doğum öncesi Pir Bedir’in
taraftarlarının Dicle’nin kenarına inerek karşı taraftakilere seslendikleri ve
durumu sordukları nakledilir.Çocuğun erkek olmasını umutla bekleyen aşiret halkı erkek
çocuk müjdesiyle ve kendi aralarında tespit etmiş oldukları parolayla
Çok şükür Hudâ’ya istediğimizi bulduk” diyerek nehrin karşı tarafına
seslenmiştir,Emir Bulduk” adı verilen bu çocuğun nesli daha sonra
“Buldukânîler”veya “Buldukânî Emirleri” diye anılmıştır.
Aydın’a göre, aşiretin neden Türkçe konuştuğu tam olarak bilinmemekle
beraber,bölgedeki Selçuklu etkisinden kaynaklanmış olabileceği ihtimal
dahilindedir. Demirtaş ise,Türkçe seslenen bu kişinin, konakta çalışan Türk
asıllı bir kişi olması ihtimalinin daha makul olduğu üzerinde durur.
Kanaatimizce söz konusu hadisede Türkçe seslenildiğine dair rivayet,sadece
seslenen kişinin Türkçe konuştuğunu değil bu dili anlayan ve konuşan birçok
insanın var olduğunu belki de aşiretin hâkim unsurunu bu insanların
oluşturduğunu göstermektedir. Türkçe “bulmak” fiilinin birinci çoğul şahıs kipi
olan “bulduk” kelimesine izafeten çocuğa “Bulduk” isminin verilmesi ve onun soyundan
gelen beylerin “Buldukânî Emirleri” diye anılması da bu ihtimali
güçlendirmektedir.
Annesi,doğum yaptıktan hemen sonra vefat eden, aşiretin ileri gelenleri
tarafından ihtimamla büyütülen ve ergenlik çağına gelince beylik makamına
getirilen Emir Bulduk’un miladi
11.Yüzyıl sonları ile 12.Yüzyıl başlarında
yaşamış olduğu anlaşılmaktadır. Emir Bulduk’tan sonra Emir İbrahim, ondan
sonra ise Emir Muhammed Eğil Beyliği’ne getirilmiştir.
Emir İbrahim
zamanında Mırdâsî hükümdarlarının “Pir” lakabını terk ettikleri,onun yerine
aslı Arapça olan “Emir” ve bunun kısaltması olan “Mir”i kullandıklarını
görmekteyiz.
Daha sonraları Mir” kelimesi,yerini Türkçe karşılığı olan
“Bey”e bırakmış ve bu soydan gelenler günümüze kadar “Eğil Beyleri”olarak
anılmıştır.
Emir Muhammed zamanında emirliğin sınırları kuzeyde Palu ve Harput,
güneyde Karacadağ ve Diyarbakır, doğuda Hani ve Lice sınırı batıda ise
Çermik’e kadar genişlemiştir. Emir Muhammed’in vefatından sonra aşiretin
yaşadığı topraklar üç oğlu arasında paylaşılmıştır.Emir Timurtaş,Bağın Kalesi
ve civarını yönetmiştir,Palu emirleri bu zatın soyundandır. Berdınç Kalesi ve
Çermik bölgesini Emir Hüseyin idare etmiştir, Çermik emirleri bu zatın
soyundan gelmektedir. (Bazılarına göre Emir Hüseyin Emir Muhammed’in oğlu
değil amcazâdesidir.)
Eğil Emirliği’ne ise Emir İsa getirilmiştir ve Eğil beyleri bu
zatın torunlarıdır.
Emir İsa’dan sonra yönetime babadan oğula intikal etmek suretiyle
Devletşah Bey,Emir İsa,Şah Muhammed Bey ve Kâsım Bey gelmiştir.
Akkoyunlu Hükümdarlığı tarafından komutan tayin edilen Kâsım Bey, aynı
zamanda hükümdar çocuklarına eğitim de vermiştir. Bu nedenle Lala Kâsım
diye tanınmıştır. Akkoyunlularla Eğil Mırdâsî Emirleri arasındaki kuvvetli
ilişkide Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın 1442’de Devletşah Bey’in kızı ile yaptığı evliliğin
büyük katkısı olduğu anlaşılmaktadır.
Şah İsmail 913/1508 tarihinde Diyarbekir’i istila ettiği zaman Lala
Kâsım’ın ona biat etmediği ve boyun eğmediği bilinmektedir.
Bunun üzerine
Şah İsmail Eğil Kalesi’ni işgal etmiştir. Lala Kâsım ise Çaldıran Savaşı’ndan
sonra Yavuz Sultan Selim’in yardımıyla, yedi yıl Safevî egemenliğinde kalan Eğili tekrar geri almış ve eski görevini sürdürmüştür.
Lala Kâsım’ın erkek evladı
olmadığı için, vasiyeti üzere yönetim kardeşinin oğlu Murad Bey’e geçmiştir.Bu
göreve Kanûni Sultan Süleyman zamanında Osmanlı Devleti tarafından resmen
atanan İsa oğlu Murad Bey, amcası Lala Kâsım’ın kabri yakınında büyük bir
imaret,han ve konak yaptırmıştır. Bu hayır imareti “Han-ı Şerbatin” diye
bilinmektedir.Murad Bey’den sonra onun oğulları Ali Han ve Kâsım peş peşe
Eğil hükümdarı olmuş,Kâsım Bey
(ö. 973/1566) ardında Cafer ve Gazanfer
adında iki çocuk bırakarak vefat etmiştir.
Şerefnâme’nin müellifi (Şerefüddîn) Şeref Han (ö.1604), eserinde Cafer Bey
bin. Kâsım Bey’i şöyle tarif etmektedir:
Sultan Selim Han II.’nin çıkardığı ferman gereğince, küçük yaşta Eğil
hükümdarlığı görevine getirilerek taltif edilmiştir. Şimdi,içinde bulunduğumuz 1005
(m. 1597) tarihinde hükümdarlığının üzerinden yirmi beş yıl geçmiş bulunmaktadır
ve o zamandan beri büyük bir yetenekle o ülkeyi yönetmektedir.”
Böylelikle Şerefnâme’nin yazıldığı tarihlerde görev başında olduğu anlaşılan
Cafer Bey, Şeref Han’ın bahsettiği son Eğil Emiri’dir.
1701 yılında II. Kâsım Bey,22 Şubat 1737 tarihinde ise Diyarbekir Valisi
Muhammed Paşa’nın arzı ile Muahmmed Bey Eğil Beyliği’ne tevcih etmiştir.
Yaklaşık bir yıl sonra 21 Ocak 1738 tarihinde serasker Ahmed Paşa’nın iltiması
ile İbrahim Bey, Temmuz 1739 ve 7 Ağustos 1739 tarihli ibka emirleri ile de
tekrar Muhammed Bey,Eğil Beyliği” görevine devam etmiştir.
Tanzimat Dönemi’nde birlik idaresi kaldırılıp vilayetler kurulunca, 1869’da
yayınlanan ilk Diyarbekir Salnamesi’nde; Eğil Bucağı sancak olan Ergani Madeni
(Maden) ilçesine bağlanmıştır.Maden İlçesi Hamit Sancağı’na, bu sancak da
Diyarbekir İli’ne bağlanmıştır.1883 tarihli Diyarbakır Salnamesi’ne göre Eğil
Bucağı sancak olan Ergani Madeni’ne, bu sancak da Diyarbekir İli’ne bağlıdır.
1900-1924 arası Eğil Bucağı, Maden Sancağı ilçe merkezine bağlı olarak
gösterilmektedir. Cumhuriyet dönemine gelindiğinde, Diyarbekir’de merkez
dahil olmak üzere toplam 5 ilçe varken, 4 Ocak 1931 tarihinde Bismil ve Eğil
bucaklarına da ilçelik verilmiştir.
Ne var ki 1939 yılında ilçelik hakkı Dicle’ye
verilince, Dicle’nin adı Eğil, Eğil’in adı Dicle olarak değiştirilmiş ve Eğil bucak
haline getirilmiştir. 1950 yılında isimler düzeltilmiştir. 1957’de Dicle’den
ayrılarak Diyarbakır il merkezine bağlanmış olan Eğil, ilçe teşkilatına ise ancak
1988 yılında kavuşabilmiştir.
Eğil emirlerinin statüleri değişse bile Osmanlı Devleti’nin son zamanlarına
ve Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar bu bölgede çeşitli şekillerde yöneticilik
görevini yürüttükleri bilinmektedir. Yörede “Eğil Beyleri” diye bilinen nesil
günümüze kadar çoğalarak devam etmiştir.Bu nesle mensup olan ve halen
Diyarbakır çevresinde ve Türkiye’nin çeşitli yerlerinde yaşayan; Abbasioğlu,
Arslanoğlu,Aydın, Ayyıldız, Akboz,Efe, Eğilli,Evsen,Gökay, Gördük,Güneş,
İpek,Karakaş, Karakoç, Konuksever,Tutal, Öcal,Yılmaz,Yüce ,Vural,Yıldırım, Demir gibi birçok soyadlar bulunmaktadır.

KAYNAK :
Balıkesir Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi
Prof Dr.Yunus Emre Gördük.