​HZ.ÂDEM (A.S.)’IN YERYÜZÜNE İNDİRİLİŞİ VE EYYÂM-I BİYZ’İN HİKMETİ!!!

0
13

​Beşeriyetin atası Hz.Âdem (a.s.), ilâhî takdir gereği Cennet’ten arz yurduna indirildiğinde, rivayetlere göre bu hicretin bir nişanesi ve ibret tecellisi olarak tırnakları haricinde tüm bedeni kararmıştı. Melekler, Safiyullah’ın bu mahzun halini müşahade edince dergâh-ı ilâhiyeye şöyle niyazda bulundular:
​“Ey Rabbimiz! Sen onu kudretinle halk ettin, meleklerine ona secde etmelerini emrettin. Daha evvel vechi nûr gibi parlamaktayken, üzerindeki bu siyahlığın hikmeti nedir?”
​Eyyâm-ı Biyz’in Menşei ve Mahiyeti
​Cenâb-ı Hakk, Hz. Âdem’e (a.s.) bedenen ve ruhen arınması adına her kamerî ayın 13, 14 ve 15. günlerinde oruç tutmasını vahyetti. Hz. Âdem (a.s.) bu emr-i ilâhîye imtisal ederek oruç tutmaya başladı. İlk gün bedeninin üçte biri, ikinci gün yarısından fazlası ve nihayet üçüncü günün hitamında tüm bedeni eski nurânî beyazlığına kavuştu. İslam literatüründe bu üç güne, “beyaz günler” manasına gelen Eyyâm-ı Biyz denilmesi, bu bedensel ve ruhsal tasfiyeye (arınmaya) işaret etmektedir.
​Şehâdet Parmağının Sünnet Olma Süreci
​Hz. Âdem (a.s.), Arş-ı A‘lâ’da Fahr-i Kâinat Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) ism-i şerîfinin yüceliğine vakıf olmuştu. O mübarek nûr, Hz. Âdem’in alnında tecellî ettikten sonra şehâdet parmağına intikal etti. Bunun üzerine Hz. Âdem (a.s.), o nûrun şerefine parmağını semâya kaldırarak kelime-i şehâdet getirdi. İslami gelenekte şehâdet parmağını kaldırmanın sünnet oluşu, bu tarihî ve metafizik hadiseye dayandırılmaktadır.
​Yüzüğün Serçe Parmağa Takılmasındaki Hikmet
​Rivayet olunduğuna göre Hz. Cebrâil (a.s.), Hz. Âdem’e (a.s.) bir yüzük takdim etti. Hz. Âdem (a.s.) yüzüğü şehâdet parmağına takmak isteyince, Hz. Cebrâil (a.s.) bu tercihin hikmetine dair şu zarif açıklamada bulundu:
​“Onu serçe parmağına takman daha evladır. Zira şehâdet parmağına ‘şehâdet etme’ şerefi kifayet eder. Mevlâ-yı Zülcelâl, ‘Ben zayıf olanları esirgerim’ buyurmuştur. Dolayısıyla yüzük ziyneti, elin en zayıf ve naif parmağına daha muvafıktır.”
​Menkıbevî Bir Rivayet: Zehrin Kaynağı
​Hz. Ali’den (r.a.) nakledilen menkıbevî bir rivayete göre; Hz. Âdem (a.s.) yasaklanan buğdaydan yedikten sonra yeryüzüne indirildiğinde, bu halin bir neticesi olarak istifra etmiştir. O mekânda acı ve zehirli bir nebat bitmiş; bu nebattan beslenen yılanın ağzında ise o günden sonra bir zehir peydâ olmuştur.
​Netice:
Cenâb-ı Hakk bizleri, Hz. Âdem’in (a.s.) tövbesindeki ihlastan ve Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (s.a.v.) Sünnet-i Seniyye’sinin nûrundan mahrum eylemesin. Ehl-i Beyt’in muhabbetiyle sırat-ı müstakim üzere daim kılsın.
​Âmîn, yâ Mücîbe’d-deavât (Ey dualara icabet eden Allah’ım, kabul eyle).
​Kaynakça: Yazıcıoğlu Mehmed Bîcan, Envâru’l-Âşıkîn, s. 71.