PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN (S.A.V.) HADİSLERİNİ KABUL ETMEYEN VE EHL-İ BEYT’İNİ TANIMAYANLARA DAİR!!!

0
30

“Bize Allah ve Kur’an yeter” diyenlerin dikkatle okuması gereken hususlar_

1. Kur’ân-ı Kerîm’de Ehl-i Beyt Sevgisinin Delili

Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de geçmiş peygamberlerin lisanıyla şöyle buyurur: “Sizden buna karşılık hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak âlemlerin Rabbi’ne aittir.” [Yûnus, 10/72; Şuarâ, 26/109, 127, 145, 164, 180]

Fakat Hâtemü’l-Enbiyâ Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) hakkında Cenâb-ı Hakk’ın emri farklıdır:
“De ki: Ben buna karşılık sizden akrabalıkta sevgiden başka bir ücret istemiyorum.” [Şûrâ, 42/23]

Burada dikkat çeken nükte şudur: Diğer peygamberler hiçbir karşılık istemediği hâlde, Cenâb-ı Hak neden Resûlüllah’tan (s.a.v.) “yakınlarımı sevin” talebinde bulunmasını emretmiştir?

Cevabı yine Kur’ân vermektedir:
“De ki: Sizden istediğim ücret, sizin içindir. Benim mükâfâtım ancak Allah’a aittir.” [Sebe’, 34/47]

Âyet-i kerîmeden anlaşılacağı üzere, Resûlullah’ın (s.a.v.) “karşılık” olarak istediği şey hakikatte ümmete fayda sağlayacak bir emirdir. Zira Ehl-i Beyt’e beslenecek muhabbet, kişiyi kemâle ve tekâmüle götüren bir rabıtadır. Nitekim Allahu Teâlâ Ahzâb Sûresi 33. âyetinde: “Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden ancak ricsi/günahı gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister” buyurarak onların her türlü mânevî kirden arındırıldığını beyan etmiştir.

Şüphesiz günahsız kılınmış bir Ehl-i Beyt’e muhabbet, insana Hakk’a itaat ve fazilet gibi kazanımlar sağlar. Onların sevgisi, kulun mânevî tekâmülüne vesile olan bir hayat iksiri mesabesindedir.

2. “Kurbe’l-Yakîn”den Murad Kimdir?

Şûrâ Sûresi 23. âyet-i kerîmesi nâzil olduğunda Ashâb-ı Kirâm: “Yâ Resûlallah! Sevgileri bize farz kılınan yakınların kimlerdir?” diye sual etmişlerdir. Resûl-i Ekrem (s.a.v.): “Ali, Fâtıma ve onların iki oğludur.” buyurmuştur. [ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, IV, 220; Fahruddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, XXVII, 166; Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, VII, 348]

Dolayısıyla âyetteki “yakınlar”dan maksat ittifakla Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’dir (r.anhum).

3. Bu Sevgi Şahsî Bir Muhabbet Değildir

Resûlullah’ın (s.a.v.) Hz. Fâtıma’ya, Hz. Ali’ye, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e duyduğu muhabbet sırf kan bağından neşet eden beşerî bir sevgi değildir. Bu muhabbetin esası onların Allah’a yakınlığı, iman ve takvalarıdır.

Nitekim Efendimiz (s.a.v.): “Fâtıma benden bir parçadır. Onu üzen beni üzmüş olur.” [Buhârî, Fedâilü’s-Sahâbe, 12; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 93] buyurmuştur.

Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin hakkındaki muhabbeti de aynı menşedendir. Bu hususta İslam kaynaklarında mütevâtir derecesine ulaşan hadisler mevcuttur.

4. Ehl-i Beyt Sevgisi Farzdır

Allahu Teâlâ, Şûrâ 23 ile bu sevgiyi emretmiş; “Peygamber’e itaat edin ki hidayete eresiniz.” [A‘râf, 7/158] ve “Andolsun, Allah’ın Resûlü’nde sizin için güzel bir örnek vardır.” [Ahzâb, 33/21] âyetleriyle de Resûl’üne ittibâı farz kılmıştır.

Binaenaleyh Âl-i Muhammed olarak bilinen Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i sevmek, âyet ve hadisle sabit olmak üzere bütün Müslümanlara farzdır.

5. Hadis-i Şeriflerde Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’in Fazileti

  1. Hz. Ali’nin zühd ve tevazusu hakkında:
    Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Yâ Ali! Allah seni öyle şeylerle süsledi ki, kulları nezdinde ondan daha güzeli yoktur. Sen dünyadan öyle yüz çevirdin ki, ne dünya senden faydalanabiliyor, ne sen dünyadan… Miskinlerle yoksulların dostluğunu sana bağışladı. Ne mutlu seni sevene ve bu sevgide sadık olana! Yazıklar olsun sana düşman olana!” [Ahmed b. Hanbel, Fezâilü’s-Sahâbe, II, 642; Hâkim, el-Müstedrek,
    III, 135]
  2. Dalalette korunmak için:
    Suyûtî’nin kaydettiği üzere Resûlullah (s.a.v.) Ensar’a hitaben: _“Size benden sonra sapmamanız için kime sarılmanızı söyleyeyim mi? Ali’ye sarılın! Bana gösterdiğiniz sevgi ve saygıyı ona da gösterin. Rabbim Cibrîl vasıtasıyla bunu size böylece tebliğ etmemi emretti.”[Suyûtî, _Târîhu’l-Hulefâ,
    s.171]
  3. Ali’yi görmek ve anmak ibadettir:
    Hz. Âişe (r.anha) validemizden: “Babam Ebû Bekir sık sık Ali’nin yüzüne bakar, hayranlıkla seyrederdi. ‘Baba, neden?’ dedim. ‘Resûlullah’ın: Ali’nin yüzüne bakmak ibadettir, buyurduğunu duydum.’ dedi.” [Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr, X, 76; İbn Asâkir, Târîhu Dımaşk, XLII, 350]
    Yine Hz. Âişe’den: “Resûlullah buyurdu ki: Kardeşlerimin en hayırlısı Ali, amcalarımın en hayırlısı Hamza’dır. Ali’yi anmak ve onun hakkında konuşmak ibadettir.”[İbn Hacer, _el-İsâbe,
    IV,468]
  4. Tayr Hadisesi:
    Enes b. Mâlik (r.a.) anlatır: Ümmü Eymen kızarmış bir tavuk getirip “Yâ Resûlallah, sizin için” dedi. Resûlullah (s.a.v.) ellerini kaldırıp: “Allah’ım! Bu yemeği benimle birlikte kullarının en sevgilisi yesin.” diye dua etti. Kapı çalındı, gelen Hz. Ali idi. Bu hâl üç defa tekerrür etti. Üçüncüsünde Efendimiz (s.a.v.): “Ey Enes! Onu içeri al. Sen kavmini seven ilk insan değilsin.” buyurdu. Hz. Ali içeri girdi ve birlikte yediler. [Tirmizî, Menâkıb, 21; Hâkim, el-Müstedrek, III, 130-131]

Netice

Kur’ân-ı Kerîm’in sarih emri, mütevâtir hadisler ve ümmetin icmâı ile sabittir ki:

  1. Resûlullah’ın (s.a.v.) sünneti ve hadisleri dinin ikinci ana kaynağıdır. “Bize Kur’an yeter” diyerek sünneti reddetmek, “Peygamber’e itaat edin” [Nisâ, 4/59] emrine muhalefettir.
  2. Ehl-i Beyt sevgisi farzdır. Bu sevgi Resûlullah’a muhabbetin lâzımıdır. Onları sevmemek, buğzetmek veya haklarını inkâr etmek dalâlettir.
  3. Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ümmetin hidayet rehberlerindendir. Onlara sarılmak, Efendimiz’in (s.a.v.) ifadesiyle, sapmaktan korur.

Dolayısıyla hem Kur’an’a hem de Sünnet’e ittiba, Ehl-i Beyt’e muhabbetle kemâle erer. Bu hakikati inkâr, kişiyi Kur’an’ın emrettiği sevgiden ve Resûlullah’ın yolundan uzaklaştırır.

“Kim Resûl’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.” [Nisâ, 4/80]