​İSLAM DÜNYASINDA VE ÜLKEMİZDE İSTİSMAR EDİLEN BİR MAKAM: SAHTE SEYYİDLİK MESELESİ!!!

0
171

​İslam tarihinin en müstesna kurumlarından biri olan Nakîbü’l-Eşrâflık, temelleri bizzat Resulullah (sav) döneminde atılmış, asırlarca Peygamber neslinin hukukunu korumuş kutsal bir müesseseydi. Ancak 3 Mart 1924’te Hilafetin kaldırılmasıyla birlikte bu mübarek kurum da lağvedildi. Bu tasfiye süreci, sadece bir idari değişikliği değil, aynı zamanda gerçek seyyidlerin takibini, kaydını ve toplumsal görünürlüğünü bir sis perdesinin arkasına iten talihsiz bir dönemin başlangıcı oldu.
​Tarihi Bir Mirasın Gölgelenmesi
​Nakîbü’l-Eşrâflık makamının ortadan kalkmasıyla oluşan boşlukta, gerçek Ehli Beyt mensupları adeta unutturulmaya çalışıldı. Bu süreçte boş durmayan bazı çıkar odakları, tarikat yapıları ve nüfuzlu aileler; seyyidlik asaletine sahip olmadıkları halde kendilerini topluma “Seyyid” ve “Şerif” olarak takdim ettiler.
​Bu sahte kimliklerle ortaya çıkan şahıslar, Anadolu’nun dört bir yanına dağılarak Ehli Beyt’in vakarına yakışmayan davranışlarda bulundular. Onların sergilediği bu kötü örnekler, Peygamber nesline gönülden bağlı olan samimi Müslümanların zihninde büyük yaralar açtı. İnsanlar, bu sahtekârların yanlış işlerini gördükçe gerçek seyyidlerden de soğuma noktasına geldi; böylece mübarek soya duyulan o derin muhabbet zayıflatıldı.
​Din İstismarı ve Maddi Sömürü
​Son elli yıllık süreçte bu tablo daha da karanlık bir hal aldı. Mevki, makam ve itibar peşinde koşan bazı figürler; cübbe ve sarığın ardına gizlenerek saf müminlerin duygularını sömürdüler. Peygamber hasretiyle yanan halkımız, bu kişileri gerçek Ehli Beyt mensubu sanarak onlara biat etti. Ne yazık ki bu istismarcılar, elde ettikleri bu manevi gücü maddi ranta çevirerek devasa servetler edindiler ve ümmetin tertemiz duygularını kendi çıkarları için kullandılar.
​Hakikatin Aydınlanması: Arşivler Konuşuyor
​Ancak son dönemde bu karanlık tabloyu aydınlatacak tarihi adımlar atılmıştır. Cumhurbaşkanlığı nezdinde başlatılan çalışmalar ve devlet arşivlerinin titizlikle incelenmesi sonucunda, kendilerini yıllardır “seyyid” olarak pazarlayan birçok grubun ve şahsın resmi kayıtlarda hiçbir karşılığının olmadığı açıkça ortaya konmuştur.
​Sonuç: İtibarın İadesi Şarttır
​Bugün gelinen noktada maskelerin düşmesi, sadece bir sahtekarlığın deşifre edilmesi değil, aynı zamanda gerçek seyyidlerin kaybolan itibarının iadesi için büyük bir fırsattır. Müminlerin imanı ve sevgisi kadar kıymetli olan Ehli Beyt makamı, şahsi menfaatlere alet edilemeyecek kadar kutsaldır.
​İslam alemine büyük zarar veren sahte seyyidlik meselesi mutlaka kökten çözülmeli; ümmetin bu büyük emaneti, istismarcıların elinden kurtarılarak yeniden asalet ve hakikat zeminine oturtulmalıdır. Gerçek ve doğru olan, ümmetin emanetine sahip çıkmaktır.