Takvâyı İleri Sürerek Resûlullah’ın Ehl-i Beyt’ine Karşı Buğz ve Hürmetsizlik Yapmanın Yanlışlığı!!!

0
11

“Biz Resûlullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) ve onun mübarek Ehl-i Beyt’ini, seyyid ve şerifleri severiz” sözü,günümüzde birçok kişinin dilinde sıkça duyulmaktadır.
Meclislerde, sohbetlerde, makam ortamlarında ve çeşitli platformlarda Ehl-i Beyt sevgisinden bahsedilir. Ancak mesele, bu sevginin hayata yansıması ve davranışlarla ortaya konulması noktasına geldiğinde bazen farklı tutumlarla karşılaşılabilmektedir.
Bir seyyide veya Ehl-i Beyt mensubuna karşı hürmet konusu gündeme geldiğinde bazı kimseler hemen şu ayeti zikretmektedir:
“Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız, takvaca en ileride olanınızdır.” (Hucurât 49/13)
Bu ayet-i kerîme şüphesiz büyük bir hakikati ifade etmektedir. Allah katındaki üstünlüğün ölçüsünün makam, servet, soy veya dünya itibarı değil; iman, güzel ahlâk ve takva olduğunu bildirmektedir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus şudur:
Bir ayetin doğru olması kadar, doğru yerde ve doğru maksatla anlaşılması da önemlidir.

  1. Ayeti Bağlamından Koparmamak
    Hucurât sûresinin 13. ayeti; insanların birbirlerine karşı üstünlük iddiasında bulunmalarını, ırkçılığı ve kabile taassubunu ortadan kaldırmak için nazil olmuştur.
    Bu ayet, hiçbir insanın sırf soyu, kavmi veya makamı sebebiyle Allah katında üstün sayılamayacağını bildirir.
    Fakat bu ayet, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) mübarek nesebine ve Ehl-i Beyt’ine hürmeti ortadan kaldırmak için değildir.
    Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Ehl-i Beyt’ine muhabbet edilmesini tavsiye etmiş ve onların hukukuna dikkat çekmiştir.
    Dolayısıyla mesele, “nesep mi yoksa takva mı?” şeklinde bir karşıtlık değildir.
    Asıl ölçü:
    Nesebe hürmet ile takvayı birlikte değerlendirmektir.
    Çünkü nesep bir emanettir; takva ise o emaneti güzelleştiren ahlâktır.
  2. Söz ve Davranış Arasındaki Uyum
    Bir kimse gerçekten Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Ehl-i Beyt’ine muhabbet besliyorsa, bu sevgi onun ahlâkında ve davranışlarında görülmelidir.
    Ehl-i Beyt mensuplarına hürmet göstermek, aslında Peygamber Efendimiz’e duyulan sevginin bir yansımasıdır.
    Ancak sadece sevgi sözünü dile getirip uygulamada bu hürmeti göstermemek, samimiyet açısından sorgulanması gereken bir durumdur.
    Özellikle makam, mevki, menfaat veya dünyevî hesaplar sebebiyle dinî kavramların farklı amaçlarla kullanılması doğru değildir.
    Takva ayetini zikretmek güzel bir davranıştır; fakat bu ayeti Ehl-i Beyt’e hürmeti azaltacak şekilde kullanmak, ayetin ruhuyla bağdaşmaz.
  3. Niyet ve Samimiyet Meselesi
    Elbette her insan gibi her seyyid de imtihan içindedir. Soy tek başına kişiyi hatadan korumaz. İnsanın değeri iman, ahlâk ve takvasıyla artar.
    Ancak bunun yanında, “takva” kavramının da samimi bir ölçü olarak kullanılması gerekir.
    Bir kişiye güçsüz olduğu zaman başka, makam sahibi olduğu zaman başka davranmak; sevgi ve hürmet anlayışının samimiyetini zedeler.
    Gerçek ölçü; kişiye, makamına veya imkânına göre değil, hak ve edep ölçüsüne göre davranmaktır.
    Sonuç: Ölçümüz Ne Olmalıdır?
    Ölçümüz şudur:
  4. Muhabbet:
    Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Ehl-i Beyt’ine sevgi ve hürmet, Müslüman gönüllerde önemli bir yere sahiptir.
  5. Edep:
    Nesep, hürmete vesiledir; takva ise kişinin Allah katındaki değerini belirleyen temel ölçüdür. İkisini birbirine düşman görmek doğru değildir.
  6. Samimiyet:
    Sevgi sadece sözle değil; güzel ahlâk, adalet ve davranışlarla ortaya konulmalıdır.
    Allah Teâlâ bizleri; sevgisi sözde kalanlardan değil, sevgisini edep ve güzel ahlâkla gösteren kullarından eylesin.
    Ehl-i Beyt muhabbetini samimiyetle taşıyan, takvayı hayatına rehber edinen kullarından eylesin.
    Âmin.
    Dr. Seyyid Hüseyin Zerrakî
    Nakībü’l-Eşrâf – DÜSEYDER Genel Başkanı