EY MAKAM VE MEVKİ HIRSINA KAPILAN İDARECİ!!!

0
59

Tarihin derinliklerine ibret nazarıyla bakınız; hangi hükümdarın saltanatı ebedî kalmıştır? Dünya makamı fanî, hesap ise bakîdir. Yönetim makamları yalnızca bir yetki değil, aynı zamanda ağır bir emanet ve mesuliyettir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmaktadır: “Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisâ, 4/58)
Mazlumların gözyaşı, ilâhî adalet katında karşılıksız değildir. Zulüm üzerine kurulan hiçbir idare uzun süre ayakta kalamaz. Bu sebeple idarecinin en büyük rehberi, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa’dır (s.a.v.). Onun adalet anlayışı, merhameti ve ehliyet esasına dayalı yönetim modeli, bütün yöneticiler için kıyamete kadar geçerliliğini koruyan bir ölçüdür.
İslâm’ın temel esaslarını gözetmek yerine ırkçılık, menfaatçilik ve dar ulusal çıkar anlayışını merkeze almak; ümmetin birlik ruhunu zedeleyen en büyük tehlikelerden biridir. Müminleri birbirinden ayıran dil, renk, soy ve mezhep farklılıkları değil; onları aynı hakikatte buluşturan iman bağıdır. Zira İslâm medeniyeti, farklılıkları çatışma sebebi değil, ilâhî hikmetin bir tezahürü olarak görmüştür.
Tarih boyunca Bedir’den Malazgirt’e kadar İslâm toplumlarını ayakta tutan temel unsur; iman, adalet, kardeşlik ve fedakârlık ruhu olmuştur. Bir millet ancak adaletle güç kazanır; zulüm ve liyakatsizlik ise toplumları içten çökerten en büyük afetlerdendir. Nitekim ehliyetin terk edilmesi ve makamların liyakat yerine şahsî yakınlıklara göre dağıtılması, devletlerin çözülme sürecini hızlandırmıştır.
İdare makamında bulunan kimse şunu unutmamalıdır: Etrafında hakikati söylemekten çekinen, menfaat için yüz değiştiren kimseler bulunabilir. Tarih boyunca nice devlet adamı, dalkavukların ve çıkar ehlinin yönlendirmesiyle hatalara sürüklenmiştir. Bu sebeple yönetici; hikmet sahibi, ehil ve adaletli kimselerle istişare etmeli, şahsî menfaat yerine kamu maslahatını öncelemelidir.
Şayet bir idareci İslâm ahlâkıyla kuşanır, adaletle hükmeder ve emanete riayet ederse; milletin gönlünde yer edinir ve izzetle anılır. Çünkü necip milletler, adalet sahibi yöneticilerin arkasında birleşirler. Ancak adalet, emanet ve liyakat ilkeleri terk edildiğinde toplum huzursuzluk, fitne ve çöküşle karşı karşıya kalır.
Allah’ın rızasına aykırı işler, dünya nazarında büyük görünse bile hakikat ölçüsünde kıymetsizdir. Buna karşılık ilâhî hikmete uygun davranan, mazlumun hukukunu koruyan ve halka adaletle muamele eden yöneticiler; yalnız kendi dönemlerinde değil, vefatlarından sonra da hayırla yâd edilirler. Böyle kimselerin isimleri, milletin gönlünde yaşamaya devam eder ve nesiller boyunca rahmetle anılır.