RESULULLAH’IN TORUNU HZ.ZEYNEL ÂBİDÎN’İN BEYANLARI IŞIĞINDA HZ.EBÛ TÂLİB’İN İMANI!!!

0
22

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) muhterem amcası ve mübarek hamisi olan Hz. Ebû Tâlib’in iman ettiği meselesi, İslam tarihi boyunca tartışılmış konulardan biridir. Ancak Ehl-i Beyt imamlarından nakledilen rivayetler, tarihî vakıalar, Hz. Ebû Tâlib’in şiirleri, fedakârlıkları ve İslam’a verdiği büyük destek birlikte değerlendirildiğinde; onun Resûlullah’a (s.a.v.) gönülden iman etmiş büyük bir şahsiyet olduğu açıkça anlaşılmaktadır.
İmam Zeynelâbidîn’e (a.s.), büyük dedesi Hz. Ebû Tâlib hakkında soru sorulduğunda şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
“Yüce Allah, Peygamberine mümin kadınların kâfir erkeklerle nikâh bağını sürdürmemesini emretmiştir. Fatıma bint Esed Müslüman idi ve Ebû Tâlib’in vefatına kadar onun nikâhı altında kalmıştır.”
Bu rivayet, Hz. Ebû Tâlib’in imanına delil olarak zikredilmiştir. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulmaktadır:
“Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman onları imtihan edin… Eğer onların mümin kadınlar olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere geri göndermeyin. Bunlar onlara helâl değildir; onlar da bunlara helâl olmazlar.”
(Bkz. el-Mümtehine, 60/10)
Başka bir ayette ise şöyle buyrulur:
“İman etmedikçe müşrik kadınlarla evlenmeyin… İman etmedikçe müşrik erkeklerle de (kızlarınızı) evlendirmeyin.”
(Bkz. el-Bakara, 2/221)
Her ne kadar bu hükümler Medine döneminde teşri edilmiş olsa da, Hz. Ebû Tâlib’in imanını ispat etmek için yalnızca bu rivayetlere dayanmak gerekli değildir. Çünkü onun imanını gösteren çok sayıda sahih rivayet, tarihî delil ve kuvvetli karineler bulunmaktadır.
Hz. Ebû Tâlib’in İmanına Dair Deliller

  1. Resûlullah’a Olan Sadakati ve Fedakârlığı
    Hz. Ebû Tâlib, Resûlullah Efendimiz’i (s.a.v.) çocukluğundan itibaren himaye etmiş, nübüvvet geldikten sonra da bütün gücüyle onu savunmuştur. Kureyş’in ağır baskılarına rağmen geri adım atmamış, malını, makamını ve hatta evlatlarını dahi İslam uğrunda feda etmeye hazır olduğunu göstermiştir.
    Resûlullah’ın (s.a.v.) onun hakkında yaptığı dua son derece dikkat çekicidir:
    “Ey amcam! Küçükken beni himaye ettin, yetimken bana sahip çıktın, büyüdüğümde bana yardım ettin. Allah da benim sebebimle sana hayırlar ihsan etsin.”
    Peygamber Efendimiz’in onun vefatı üzerine derin üzüntü duyması, o yılı “Hüzün Yılı” olarak isimlendirmesi ve onun için dua etmesi; Hz. Ebû Tâlib’in Resûlullah katındaki yüksek makamını açıkça göstermektedir.
  2. Şiirleri ve Edebî Beyanları
    Hz. Ebû Tâlib’den geriye kalan şiirler incelendiğinde, onun Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğine kesin bir imanla bağlı olduğu görülmektedir.
    Şiirlerinden bazı örnekler şöyledir:
    “Biz, âlemlerin Rabbi’nin elçisi olan Resûlü savunduk;
    Parlayan kılıçlarla onu koruduk.”
    Başka bir şiirinde şöyle der:
    “Muhammed’e yardım edeceğim;
    Mızraklarla ve bütün adamlarımla onun uğrunda savaşacağım.”
    Yine bir başka beyitte:
    “Bilmiyor musunuz ki biz Muhammed’i, Musa gibi bir peygamber olarak bulduk;
    Onun vasıfları semavî kitaplarda yazılmıştır.”
    Necaşî’ye hitaben söylediği şu ifadeler de son derece önemlidir:
    “Bil ki ey Habeş hükümdarı! Muhammed, Musa’nın ve Meryem oğlu İsa’nın yolundadır.
    Onların getirdiği hidayetin benzerini getirmiştir.”
    Bu şiirler, Hz. Ebû Tâlib’in yalnızca kabile taassubuyla değil; bilinçli bir iman ve marifet ile Resûlullah’a bağlı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
  3. Şe‘b-i Ebû Tâlib Hadisesindeki Fedakârlığı
    Müşriklerin Müslümanlara uyguladığı ağır ambargo sırasında Hz. Ebû Tâlib, bütün Haşimoğulları ile birlikte Resûlullah’ın yanında durmuş ve üç yıl boyunca büyük sıkıntılara katlanmıştır.
    Bu süreçte:
    Müslümanların güvenliğini sağlamış,
    Gece baskınlarına karşı nöbet tutturmuş,
    Resûlullah’ın yatağını değiştirerek onu korumuş,
    Kendi oğlu Hz. Ali’yi tehlikeye rağmen Peygamber’in yatağına yatırmıştır.
    Bütün bunlar, onun İslam’a olan bağlılığının açık göstergeleridir.
  4. Ehl-i Beyt İmamlarının Beyanları
    İmam Muhammed Bâkır’ın şöyle buyurduğu nakledilir:
    “Ebû Tâlib’in imanı, insanların çoğunun imanından daha üstündür.”
    İmam Ca‘fer es-Sâdık ise şöyle buyurmuştur:
    “Ebû Tâlib, Ashâb-ı Kehf gibi idi; imanını gizledi.”
    Bu rivayetler, Hz. Ebû Tâlib’in bazı hikmetler gereği imanını açıkça ilan etmediğini; ancak kalben tam bir iman sahibi olduğunu göstermektedir.
  5. Büyük Âlimlerin Görüşleri
    Ehl-i Beyt âlimleri arasında Hz. Ebû Tâlib’in iman ettiği hususunda güçlü bir kabul bulunmaktadır. Bunun yanında Ehl-i Sünnet âlimlerinden de birçok isim onun imanını savunmuştur.
    Bunlar arasında:
    Ahmed Zeynî Dahlân,
    Sıbt İbnü’l-Cevzî,
    Tâceddin es-Sübkî,
    Berezencî,
    Kurtubî,
    Celâleddîn es-Süyûtî
    gibi önemli âlimler bulunmaktadır.
    Ayrıca Hz. Ebû Tâlib’in imanını ispat etmek amacıyla müstakil eserler kaleme alınmıştır.
    Sened Açısından Rivayetlerin Değerlendirilmesi
    Hz. Ebû Tâlib’in küfür üzere öldüğünü iddia eden bazı rivayetler sened açısından tartışmalıdır. Hadis usulü bakımından bu rivayetlerin bir kısmında:
    Ravi zayıflıkları,
    Sened kopuklukları,
    Tarihî çelişkiler
    bulunduğu ifade edilmiştir.
    Buna karşılık Hz. Ebû Tâlib’in imanını destekleyen tarihî olaylar, şiirler, Ehl-i Beyt rivayetleri ve sahih karineler çok daha güçlü bir bütünlük arz etmektedir.
    Sonuç
    Tarafsız bir tarih ve rivayet araştırması yapan kimse, Hz. Ebû Tâlib’in Resûlullah’a (s.a.v.) olan bağlılığının sıradan bir akrabalık ilişkisiyle açıklanamayacağını açıkça görecektir.
    O, İslam’ın en zor dönemlerinde Peygamber Efendimiz’i korumuş, bütün varlığını bu dava uğrunda ortaya koymuş büyük bir şahsiyettir.
    Nitekim İbn Ebî’l-Hadîd’in şu sözleri dikkat çekicidir:
    “Eğer Ebû Tâlib ve onun oğlu Ali olmasaydı, İslam dini ayakta kalmazdı. Ebû Tâlib Mekke’de Peygamber’i korudu; Ali ise Medine’de canını ortaya koyarak onu savundu.”
    Sonuç olarak; Hz. Ebû Tâlib’in imanına dair ortaya konulan deliller, tarihî ve rivayet açısından son derece kuvvetlidir. Onun Resûlullah’ın sadık hamisi ve iman sahibi büyük bir şahsiyet olduğu kanaati, birçok İslam âlimi tarafından kabul edilmiştir.