
”De ki: Ben bu tebliğime karşılık sizden, akrabalık bağından doğan sevgiden (Meveddet-i Ehl-i Beyt) başka bir ücret istemiyorum.” (Şûrâ Suresi, 23. Ayet
İslam nasslarının bütüncül bir yaklaşımla incelenmesi, Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin pak nesli olan Ehl-i Beyt’e muhabbet ve hürmet göstermenin, imanın asıl ve vazgeçilmez bir rüknü olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Günümüzde bazı çevrelerin, Hucurât Suresi 13. ayetindeki “Şüphesiz Allah katında en değerliniz, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır (en takvalı olanınızdır)” beyanını bağlamından kopararak, Ehl-i Beyt’in zâtî ve nesebî şerefini küçümseme veya basitleştirme gayreti içine girdikleri müşahede edilmektedir.
Şüphesiz ki takva, kulun ameli ve kalbi yönüyle Allah katındaki derecesini belirleyen evrensel bir ölçüdür. Ancak bu hakikat, bizzat Cenâb-ı Hakk’ın ayet-i kerimelerle tathir buyurduğu (Ahzâb, 33) ve Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) kendi canından bir parça olarak ilan ettiği Âl-i Beyt’in müstesna makamını inkâr etme veya hafife alma lüksünü kimseye vermez. Asıl takva, Allah ve Resûlü’nün tazim edilmesini emrettiği değerleri tazim etmektir. Hz. Peygamber’in mukaddes zürriyetine muhabbet beslemek, bizzat takvanın ve nübüvvete sadakatin en somut tezahürüdür.
Bu hususta, İslam mütefekkirleri ve muhaddisleri tarafından nakledilen pek çok senedi sahih rivayet, Ehl-i Beyt’e ve bilhassa Şah-ı Velayet Hz. Ali (k.v.) ile onun nesline buğz etmenin, amelleri boşa çıkaran helak edici bir cürüm olduğunu beyan etmektedir.
HADİS-İ ŞERİF VE KAYNAK ANALİZİ
Büyük muhaddis İbrahim b. Muhammed el-Cüveynî (el-Hamaveynî), Ferâidu’s-Simtayn adlı eserinde, tabiin fakihi İbrahim en-Nehaî’nin, Alkame b. Kays vasıtasıyla Abdullah ibn Mes’ud’dan (r.a.) naklettiği şu muazzam rivayete yer vermektedir:
”Resûlullah (s.a.v.), Zeynep bint Cahş (r.anha) validemizin hücresinden çıkarak, o gün sırası olan Ümmü Seleme (r.anha) validemizin hanesine teşrif ettiler. O esnada Hz. Ali (k.v.) de meclise dâhil oldu. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu:
’Ey Ümmü Seleme! Bu Ali’dir; onu sev ve hürmet et. Onun eti benim etim, kanı benim kanımdır. O, ilmimin mahfuz tutulduğu hazinedir (zenbilidir); işit ve şahit ol! O, benden sonra ahitlerine sadık kalmayan zalimlerle (nâkisîn), haktan sapanlarla (kâsitîn) ve dinden dönenlerle (mârikîn) mücadele edecektir. O, düşmanlarımı ilzam ve helak eden, sünnet-i seniyyemi ihya edendir; işit ve şahit ol!
Şayet bir kul, Rükn ile Makam-ı İbrahim arasında tam üç bin sene boyunca Allah’a ihlasla ibadet etse, fakat huzur-u ilâhîye Ali’ye ve onun zürriyetine (nesline) buğz etmiş, kin beslemiş olarak çıksa; Allah Teâlâ o kimseyi kıyamet gününde yüzüstü cehenneme sevk eder.'”
NETİCE VE DEĞERLENDİRME
Bu ilmî vesika ve nebevî ikaz açıkça göstermektedir ki:
Zâtî ve Nesebî Şeref: Ehl-i Beyt’e muhabbet, kuru bir nesepçilik davası değil; bizzat Resûlullah’ın (s.a.v.) mukaddes varlığına duyulan saygının bir gereğidir.
Amellerin İptali Tehlikesi: Kâbe’de binlerce yıl ibadet etmekle elde edilecek zâhirî masiyet ve taatler, Al-i Beyt’e ve Hz. Ali’nin zürriyetine karşı beslenen adavet ve kin ile tamamen hükümsüz kalmaktadır. Ehl-i Beyt’e buğz etmek, amelleri yakıp kül eden manevi bir felakettir.
Doğru Takva Tasavvuru: Gerçek takva ehli, hidayet gemisi ve ümmetin emanı olan Ehl-i Beyt’i baş tacı edenlerdir.
Dolayısıyla, “Üstünlük takvadadır” fehvasını nebevî nesli tahkir etmek için bir kalkan olarak kullanmak, ilim ve insaf ilkeleriyle asla bağdaşmayan sarih bir gaflettir. Ehl-i Beyt’e meveddet ve muhabbet, her müminin hidayet pusulası ve ahiret azığıdır.
KAYNAK: Delilleriyle Ehlibeyte Meveddet

