SEYYİD ŞEYH HASAN ZERRAKÎ VE ZIRKÎ BEYLİKLERİ!!!

0
12

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Asırlar Süren Bir Seyyid Hanedanının Tarihi

Giriş

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun tarihi; yalnızca büyük devletlerin, savaşların ve hükümdarların tarihi değildir. Bu coğrafyanın sosyal, dinî ve siyasî yapısının şekillenmesinde, yüzyıllar boyunca bölge halkı üzerinde nüfuz sahibi olmuş yerel bey aileleri, seyyid hanedanları, aşiretler ve yurtluk-ocaklık sistemiyle yönetilen mahallî güçler de önemli rol oynamıştır.

Bu tarihî yapılardan biri de kaynaklarda Zırkî, Zırkan ve Ezrakî/Zerrakî adlarıyla geçen Zırkî beyleridir.

Zırkî beylerinin tarihî hafızasında önemli bir yere sahip olan şahsiyet ise Seyyid Şeyh Hasan Zerrakî el-Hâşimî el-Hüseynî’dir. Mevcut şecereler, türbe kitabeleri, salname kayıtları ve bölge üzerine yapılan araştırmalarda Şeyh Hasan Zerrakî’nin adı, Lice-Atak merkezli Zırkî bey ailesinin atası olarak zikredilmektedir. Diyarbakır kaynaklarında da Lice’nin Dibek köyündeki türbede Zırkan beylerinin atası olarak Seyyid Hasan Ezrakî’nin medfun bulunduğu belirtilmektedir.

Bu nedenle Seyyid Şeyh Hasan Zerrakî’nin şahsiyeti, hem seyyidlik ve tasavvuf geleneği, hem de bölgedeki yerel siyasî teşkilatlanma bakımından ayrıca önem taşımaktadır.


  1. Seyyid Şeyh Hasan Zerrakî’nin Nesebi

Aile şecerelerinde Seyyid Şeyh Hasan Zerrakî’nin nesebi Hz. Ali’ye ve Hz. Hüseyin’e ulaştırılmaktadır.

Söz konusu şecerelerde silsile genel olarak:

Seyyid Hasan Zerrakî → Seyyid Abdurrahman → Seyyid Ahmed → Seyyid Tahir → Seyyid Ali → Seyyid Abdullah → Seyyid Cafer-i Katal → Seyyid Muhammed Maktum → Seyyid İsmail el-Ekber → İmam Cafer es-Sâdık → İmam Muhammed el-Bâkır → İmam Zeynelâbidîn → Hz. Hüseyin → Hz. Ali

şeklinde verilmektedir.

Zırkî şecereleri üzerine yapılan akademik çalışmalarda da Şeyh Hasan Zerrakî’nin soyunun Hz. Ali’ye dayandırıldığı ve bu şecerelerin Osmanlı arşivlerinde bulunan kayıtlarla birlikte incelendiği belirtilmektedir. Bununla birlikte mevcut şecerelerde bazı isim ve ayrıntılarda farklılıklar bulunduğundan, nesebin ilmî açıdan değerlendirilmesinde bütün nüshaların karşılaştırılması gerekmektedir.

Bu sebeple Zerrakî ailesinin seyyidlik iddiası, yalnızca sözlü aktarıma değil, aile şecereleri ve nakîbü’l-eşrâf kayıtlarıyla birlikte değerlendirilmesi gereken tarihî bir meseledir.


  1. Şam’dan Mardin ve Atak Coğrafyasına

Aile tarihine göre Seyyid Şeyh Hasan Zerrakî, Şam bölgesinden Mardin taraflarına gelmiş, daha sonra Diyarbakır’ın güneydoğusundaki Atak yöresine yerleşmiştir.

Atak, bugün Lice ve Hazro çevresinde tarihî bir yerleşim alanı olarak bilinmektedir. Zırkî beylerinin siyasî merkezlerinden biri hâline gelen bu bölge, zaman içerisinde Zerrakî ailesinin en önemli merkezlerinden olmuştur.

Nitekim modern akademik çalışmalarda da Lice beylerinin bilinen ilk isimlerinden biri olarak Şam’dan Mardin’e, oradan Atak yöresine geldiği belirtilen Seyyid Hasan b. Seyyid Abdurrahman gösterilmekte ve bu şahsın yerel kaynaklarda Şeyh Hasan-ı Ezrakî/Zerrakî olarak anıldığı ifade edilmektedir.


  1. Zırkî Beyliklerinin Teşekkülü

Seyyid Şeyh Hasan Zerrakî’nin oğulları ve sonraki nesilleri, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde etkili olan mahallî yönetim merkezleri meydana getirmişlerdir.

Zırkî tarihine ilişkin kaynaklarda başlıca dört merkez öne çıkar:

  • Atak Beyliği
  • Tercil Beyliği
  • Derzin Beyliği
  • Gırdıkan Beyliği

Bu beylerin yöneticileri Zerrakî ailesinin farklı kollarına mensup kişiler olarak gösterilmektedir. Akademik araştırmalar da Zırkî adı altında Atak’ın yanı sıra Derzin, Tercil ve Gırdıkan beyliklerinin bulunduğunu doğrulamaktadır.

Bu yapı, modern anlamda merkezi bir devlet yapılanmasından ziyade, farklı yerel güçlerin ve hanedan kollarının oluşturduğu mahallî ve federatif bir siyasî yapı olarak değerlendirilmelidir.

Aile kaynaklarında Zırkî teşkilatının bünyesinde 16 aşiret bulunduğu aktarılır. Bunlar:

Mihranî, Babosî, Çelikî, Becinî, Şikakî, Sturkî, Aşanî, Kurdilî, Kişkî, Hendekî, Aşitî, Suhanî, Mahmudî, Kaşaksî, Musikî ve Sobarî olarak sıralanmaktadır.

Bu listenin tarihî doğruluğunun her bir aşiret açısından ayrıca arşiv belgeleriyle incelenmesi gerekir; ancak Zırkî tarih anlatısında bu 16 aşiretli federatif yapı önemli bir yer tutmaktadır.


  1. Osmanlı Öncesinden Osmanlı’ya Zırkî Beyleri

Zırkî beylerinin tarihî konumu, bölgedeki devletlerin değişmesiyle birlikte farklı biçimler almıştır.

Aile kaynaklarında bu beylerin çeşitli dönemlerde Artuklular, Akkoyunlular, Safevîler ve Osmanlılarla farklı bağlılık ilişkileri içerisinde bulunduğu aktarılır.

Özellikle XVI. yüzyıldan itibaren Osmanlı’nın Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki yönetim sisteminde bazı Kürt beylerinin hükümet, yurtluk ve ocaklık statüleriyle yerel yönetimde etkin oldukları bilinmektedir.

Şerefnâme, bu bölgedeki Kürt beylikleri hakkında en önemli klasik kaynaklardan biridir. Modern akademik araştırmalar da Şerefnâme’de Zırkî beylerinin ayrı bir başlık altında ele alındığını ve Zırkîlerin bölgedeki tarihî konumunun bu eser üzerinden takip edilebildiğini ortaya koymaktadır.

Dolayısıyla Zırkî beylerini yalnızca bir aşiret yapısı olarak değerlendirmek eksik kalır. Bunlar, belirli dönemlerde yerel idare yetkileri bulunan ve devletle merkezî olmayan bir ilişki içerisinde bulunan siyasî yapılardı.


  1. Osmanlı Merkezileşmesi ve Zırkî Beyliklerinin Sonu

Zırkî beylerinin tarihindeki en büyük kırılma, XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin merkezileşme politikalarıyla meydana geldi.

II. Mahmud döneminde devlet, Anadolu’nun birçok bölgesinde yüzyıllardır devam eden yerel hanedanların ve yarı özerk siyasî yapıların idarî yetkilerini ortadan kaldırmaya yöneldi.

Diyarbakır bölgesindeki Zırkî beylerinin nüfuzunun 1836 yılı civarında kırıldığı, akademik çalışmalarda da belirtilmektedir. Bir araştırmada Zırkî beylerinden Receb, Timur ve Hüseyin beylerin tutuklanarak Edirne’ye sürgün edildiği aktarılmaktadır.

Aile tarihine ve Zırkî kaynaklarına göre ise bu merkezileştirme sürecinde bazı beylerin direnmesi üzerine sürgünler uygulanmıştır.

Buna göre:

Atak beylerinden Seyyid Hüseyin Bey’in yeğeni Timur Bey ve ailesi 1836 yılında Edirne’ye gönderilmiş;

Mir Veli Bey’in torunlarından Hacı Ali Efendi ile beraberindeki yaklaşık 30 hane Zırkî akrabası Siverek Sancağı’na iskân/sürgün edilmiştir.

Bunun yanında bazı Zırkî beyleri ve aile mensuplarının da Sivas ve Batı Anadolu’daki çeşitli bölgelere gönderildiği aktarılmaktadır.

Bu olay, Zırkî beylerinin bölgedeki siyasî hâkimiyetinin sona ermesinin en önemli aşamalarından biridir.

Böylece yüzyıllar boyunca yerel yönetimde söz sahibi olan bey ailelerinin siyasî gücü zayıflamış; merkezî Osmanlı idaresinin bölgedeki hâkimiyeti güçlenmiştir.


  1. Zırkî Beyliklerinin Manevî Mirası

Zırkî tarihini yalnızca siyasî bir beylik tarihi olarak görmek doğru değildir.

Bu ailelerin bölgedeki etkisinin önemli bir kısmı, seyyidlik, ilim, irşad ve dinî itibar üzerinden şekillenmiştir.

Lice ve çevresi üzerine yapılan akademik araştırmalarda da Lice beylerinin toplumsal konumlarının sadece siyasî güçlerinden değil, sahip oldukları dinî itibardan da kaynaklandığı belirtilmektedir.

Bu yönüyle Zırkî beyleri, bölgedeki siyasî otorite ile dinî-sosyal otoritenin zaman zaman aynı aile içerisinde birleştiği tarihî yapılardan biridir.


  1. Türbeler ve Manevî Miras

Seyyid Şeyh Hasan Zerrakî’nin bugün en önemli hatıralarından biri, Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Dibek (eski adıyla Dêrhust) köyündeki türbesidir.

Burada Seyyid Şeyh Hasan Zerrakî’nin oğulları Seyyid Hüseyin Zerrakî ve Nasırgazi Zerrakî ile birlikte medfun olduğu aile ve yöre kaynaklarında aktarılmaktadır.

Diyarbakır üzerine hazırlanmış kaynaklarda da Dibek köyündeki türbenin Zırkan beylerinin atası Seyyid Hasan Ezrakî’ye ait olduğu ve türbenin yaklaşık XII. yüzyıla tarihlendirildiği belirtilmektedir.

Büyük oğlu Seyyid Abdurrahman’ın ise Bağdat’ın Tahterevan mevkiinde medfun olduğu aile kayıtlarında belirtilmektedir.

Zerrakî ailesinin sonraki nesillerinden Seyyid Şeyh Osman Zerrakî ise Diyarbakır’ın Hazro ilçesine bağlı Merânî/Ülgen köyündeki türbede medfundur. Bu makam halk arasında “Felç Ziyareti” olarak da bilinmektedir. Hazro’daki bu türbe, Zerrakî ailesinin bölgedeki manevî mirasının devam eden önemli izlerinden biridir.


  1. Bir Hanedanın Sürgünle Dağılan Kolları

XIX. yüzyıldaki merkezileşme hareketi yalnızca bir idarî sistemin değişmesi anlamına gelmemiştir.

Yüzyıllar boyunca aynı coğrafyada yaşamış olan bey ailelerinin farklı bölgelere gönderilmesi, Zırkî ailesinin sosyal ve coğrafî yapısını da değiştirmiştir.

1836 civarında Edirne’ye gönderilen Timur Bey ve ailesi; Siverek’e gönderilen Hacı Ali Efendi ve beraberindeki aileler; Sivas ve Batı vilayetlerine dağılan diğer Zırkî mensupları, bu tarihî dağılmanın örnekleri olarak aktarılmaktadır.

Bu nedenle bugün Zırkî/Zerrakî ailesinin farklı şehirlerde ve bölgelerde bulunan kollarının tarihini anlamak için yalnızca yerel kayıtların değil, Osmanlı iskân ve sürgün kayıtlarının, şer’iyye sicillerinin, tapu kayıtlarının ve nakîbü’l-eşrâf belgelerinin birlikte incelenmesi büyük önem taşımaktadır.


  1. Tarihî Mirasın Anlamı

Seyyid Şeyh Hasan Zerrakî ve Zırkî beyleri, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun çok katmanlı tarihinin önemli bir parçasıdır.

Bu tarih içerisinde üç unsur özellikle dikkat çekmektedir:

Birincisi: Zerrakî ailesinin seyyidlik ve dinî kimliği.

İkincisi: Atak, Tercil, Derzin ve Gırdıkan gibi merkezlerde ortaya çıkan yerel siyasî yönetim geleneği.

Üçüncüsü: Osmanlı Devleti’nin XIX. yüzyıldaki merkezileşmesi sonucunda bu siyasî yapının ortadan kaldırılması ve aile kollarının farklı bölgelere dağıtılması.

Dolayısıyla Zırkî tarihi, yalnızca bir beyliğin tarihi değil; nesep, tasavvuf, yerel idare, aşiret teşkilatı, Osmanlı merkezileşmesi ve sürgünler tarihinin kesiştiği geniş bir bölge tarihidir.


  1. Sonuç

Seyyid Şeyh Hasan Zerrakî el-Hâşimî el-Hüseynî, Zırkî tarih geleneğinde yalnızca bir aile büyüğü değil; aynı zamanda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yüzyıllar boyunca etkili olan bir siyasî ve manevî geleneğin başlangıç noktası olarak kabul edilmektedir.

Onun soyundan gelen beylerin Atak, Tercil, Derzin ve Gırdıkan gibi merkezlerdeki varlığı, bölgenin siyasî tarihinde önemli bir yer tutmuştur.

Osmanlı döneminde yurtluk-ocaklık ve hükümet sancağı gibi idarî düzenlemeler içerisinde varlığını sürdüren bu yerel yapı, XIX. yüzyıl merkezileşmesiyle birlikte büyük ölçüde ortadan kaldırılmış; bazı beyler ve aileleri sürgün edilerek bölgedeki tarihî güç dengesi değiştirilmiştir.

Fakat siyasî yapı ortadan kalkmış olsa da manevî miras, türbeler, şecereler, aile hafızası ve tarihî eserler varlığını sürdürmüştür.

Bugün Lice Dibek’teki Seyyid Hasan Zerrakî Türbesi, Hazro Merânî/Ülgen’deki Seyyid Şeyh Osman Zerrakî makamı ve ailenin farklı bölgelerde bulunan diğer izleri, bu uzun tarihî geçmişin yaşayan hatıralarıdır.

Bu sebeple Zırkî tarihinin bundan sonraki araştırmalarında aile rivayetleri ile yetinilmemeli; Osmanlı Arşivi’ndeki nakîbü’l-eşrâf defterleri, şecereler, Diyarbakır ve Bitlis salnameleri, tapu ve şer’iyye sicilleri, sürgün ve iskân kayıtları, türbe kitabeleri ve Şerefnâme birlikte değerlendirilmelidir.

Böyle bir çalışma, yalnızca Zerrakî ailesinin geçmişini aydınlatmakla kalmayacak; Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun siyasî, sosyal ve manevî tarihinin daha doğru anlaşılmasına da önemli katkı sağlayacaktır.

Son Söz

Bir coğrafyanın tarihi yalnızca taşlarda ve devlet arşivlerinde değil; insanların hafızasında, şecerelerinde, türbelerinde ve nesilden nesile aktardıkları emanetlerde de yaşar.

Seyyid Şeyh Hasan Zerrakî ve Zırkî beylerinin mirası da böyle bir tarihî emanettir.

Cenâb-ı Hak, Ehlibeyt’in, salih kulların ve bu topraklara hizmet etmiş bütün büyüklerimizin hürmetine; bu aziz coğrafyayı iman, huzur, birlik ve kardeşlikle daim eylesin. Âmin.