Ehl-i Beyt Sevgisinin Samimiyet Ölçüsü:Ehl-i Beyt Evlatlarına/Seyyidlere Değer Vermektir!!!

0
48

Resûlullah Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) Nebevî Emanetine Sahip Çıkmaya Davet

Bismillâhirrahmânirrahîm
Hamd,âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ’ya mahsustur. Salât ve selâm, Hâtemü’l-Enbiyâ Hazreti Muhammed Mustafa’ya (sallallahu aleyhi ve sellem), O’nun tertemiz Âl-i Beyti’ne, güzîde ashâbına ve kıyamete kadar onların yolunu takip eden bütün müminlerin üzerine olsun.
Aziz Müslümanlar, kıymetli okuyucular;
İslâm medeniyetinin en kıymetli manevî miraslarından biri, hiç şüphesiz Resûlullah Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) mübarek Ehl-i Beyti ve O’nun nesl-i pâkidir. Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyye’de Ehl-i Beyt’e sevgi, hürmet ve vefanın önemine işaret edilmiş; İslâm tarihi boyunca da bu nebevî emanet ümmetin ortak değeri olarak kabul edilmiştir.
Ne var ki son yüzyılda yaşanan siyasî, sosyal ve kültürel değişimler sebebiyle Ehl-i Beyt’e dair tarihî hafızanın önemli ölçüde zayıfladığı görülmektedir. Bugün pek çok Müslüman Ehl-i Beyt sevgisini gönülden taşımakta; ancak Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) mübarek neslinin tarihî serüveni, ilmî hizmetleri ve İslâm medeniyetine katkıları hakkında yeterli bilgiye sahip olamamaktadır. Bu durum yalnızca bireysel bir bilgi eksikliği değil; aynı zamanda ümmetin ortak tarih ve medeniyet hafızası açısından üzerinde hassasiyetle durulması gereken ilmî bir meseledir.
Yakın tarih incelendiğinde, Osmanlı Devleti döneminde asırlar boyunca Ehl-i Beyt nesebini muhafaza eden ve bu alanda önemli bir kurumsal görev üstlenen Nakîbü’l-Eşrâflık Müessesesinin 3 Mart 1924 tarihindeki hukukî düzenlemeler sonrasında faaliyetlerini sürdürememesiyle birlikte bu alandaki kurumsal hafızanın da büyük ölçüde zayıfladığı müşahede edilmektedir. Bunu takip eden şehirleşme, göç hareketleri, aile kayıtlarının dağılması ve sözlü kültürün zayıflaması gibi sosyal gelişmeler de nesep bilgilerinin korunmasını güçleştirmiştir.
Diğer taraftan tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de mübarek Ehl-i Beyt nesebini şahsî menfaatlerine araç hâline getiren bazı kimselerin ortaya çıkması, gerçek seyyid ve şeriflerin toplum nezdinde yeterince tanınmasını zorlaştırmış; birçok Ehl-i Beyt mensubu ise gösterişten uzak, mütevazı bir hayat sürmeyi tercih etmiştir.
Bugün gençlerimize; “Ehl-i Beyt kimdir?”, “Seyyid kimdir?”, “Şerif kimdir?” soruları yöneltildiğinde tatmin edici cevapların yeterince verilememesi, bu tarihî hafızanın yeniden ihyasına duyulan ihtiyacı açıkça göstermektedir. Oysa Ehl-i Beyt, sadece tarihî hadiseler çerçevesinde anılacak bir kavram değil; ilmin, takvânın, güzel ahlâkın, hikmetin ve ümmet şuurunun yaşayan temsilcileridir.
Yüce Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“De ki: Ben buna karşı sizden yakınlarıma (Ehl-i Beyt’ime) sevgiden başka hiçbir karşılık istemiyorum.” (eş-Şûrâ, 42/23)
Bu ilâhî beyan, Ehl-i Beyt’e muhabbetin İslâm ümmeti için taşıdığı yüksek manevî değeri açıkça ortaya koymaktadır. Resûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de birçok hadis-i şerifinde ümmetine Ehl-i Beyt’ine karşı sevgi, hürmet ve vefayı tavsiye etmiş; onları ümmet için önemli bir emanet olarak göstermiştir.
Bu sebeple Ehl-i Beyt sevgisi, yalnızca sözle ifade edilen bir muhabbetten ibaret kalmamalıdır. Bu sevginin tabiî tezahürü; Ehl-i Beyt’in ilmî mirasını tanımak, onların tarih içindeki hizmetlerini araştırmak, yaşayan Ehl-i Beyt mensuplarına hürmet göstermek ve uygun ilmî platformlarda onların bilgi ve tecrübelerinden istifade etmektir.
Dünya Seyyidler ve Şerifler Kültür ve Araştırma Derneği olarak gayemiz; hiçbir kişi veya topluluğa üstünlük isnat etmek, ayrışmayı körüklemek ya da mezhebî tartışmaları derinleştirmek değildir. Bilakis hedefimiz; ilmî araştırmalar, tarihî belgeler ve sahih kaynaklar ışığında Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) mübarek nesline dair tarihî hafızayı canlı tutmak, doğru bilgiyi toplumla buluşturmak ve ümmetin ortak değerlerine katkı sunmaktır.
Bu vesileyle üniversitelerimize, ilahiyat fakültelerimize, tarihçilerimize, araştırmacılarımıza, medya kuruluşlarımıza ve sivil toplum kuruluşlarımıza samimî bir çağrıda bulunuyoruz:
Ehl-i Beyt meselesini önyargıların, polemiklerin ve tartışmaların değil; ilmin, hikmetin, tarih şuurunun ve ümmet kardeşliğinin penceresinden ele alalım. Resûlullah Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) mübarek Ehl-i Beyti’nin tarihî ve ilmî mirasını gelecek nesillere doğru bir şekilde aktaralım. Ehl-i Beyt sevgisinin, sadece sözle ifade edilen bir duygu değil; aynı zamanda Nebevî emanete sahip çıkmanın bir gereği olduğunu birlikte ortaya koyalım.
Şüphesiz tarihî hafızasını koruyan toplumlar, geleceğini de sağlam temeller üzerine inşa eder. Ehl-i Beyt’i tanımak, onların ilmî ve ahlâkî mirasını öğrenmek ve bu mirası yaşatmak; ümmetin birlik, kardeşlik ve müşterek medeniyet şuuruna önemli katkılar sağlayacaktır.
Rabbimizden niyazımız; bizleri Kur’ân-ı Kerîm’e, Sünnet-i Seniyye’ye ve Resûlullah Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) mübarek Ehl-i Beyti’ne sevgi, hürmet ve sadakatle bağlı kalan kullarından eylemesidir.
Velhamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn.